Aylık arşivler: Ekim 2016

Tanpınar’ın Kütüphanesi

….

2011’de MSGSÜ’de gerçekleştirdiğimiz sempozyumun hazırlığı sürecinde, Tanpınar’ın Türkiyat Enstitüsü’ndeki arşivinde çalışıyordum. Pembe renkli karton dosyaların içinde eşelenirken önce Tanpınar’ın çoğu hiç yayımlanmamış  yetmiş kadar fotografını buluverdim. Nedense o güne kadar hiçbir araştırmacının dikkatini çekmemişlerdi. Ardından, kime yazıldığı küçük çaplı  bir edebiyat tartışmasına da yol açan Antalyalı öğrenciden gelen mektup çıktı ortaya. Bir erkek tarafından yazıldığı belli olan bu mektup tartışmaya da son noktayı koyuyordu. Ancak hepsinden önemlisi, sıkı bir okur olduğunu bildiğimiz Tanpınar’ın o hep merak ettiğimiz kütüphanesini kısmen de olsa aydınlatan önemli bir belgeye ulaşmamdı. Belli ki yazarın ölümünün ardından evi tasfiye edilirken kütüphanesindeki kitaplar da listelenmişti. Farklı elyazılarıyla, aceleyle tutulmuş olan bu  listeler hakkında bilgi alabilmek için asistanı sayın Turan Alptekin’e başvurdum. Alptekin her zamanki nezaketi ve yardımseverliğiyle sorularımı cevaplayan uzun bir mektup gönderdi. Şöyle diyordu:

“….

Gelelim kitaplarının listesine:   Eski ve yeni harflerle Türkçe kitap listeleri, Dr. Tarık Temel ya da Necmeddin Halil Onan’ın el yazıları olmalıdır. İlk beş sahifede, değişik bir mürekkeple Kenan Tanpınar’ın imzası var.  Fransızca kitapların listeleri ayrı  kişilerce yapılmış. Araya benim el yazım bulunan bir sahife de karışmış. ‘Valéry-Oeuvre Complète’ yazısı benim el yazım ve ne zaman ne için yazdığımı bilmiyorum. Altta, ‘Karşılaşmassanız’ yazısı Kenan Tanpınar’ın… Fransızca kitap listeleri konusunda Birol Emil Beyin bilgisi olabilecektir.

(Listeleri incelerken, bir  an kendimi görevden kaçmış  biri gibi duyumsadım ve üzüldüm.)

Tanpınar’ın 1953 yılında Paris’e gidişinde Narmanlı’daki evi boşaltırken bana devrettiği İngilizce polis romanlarını,  göçer kiracı yaşamım yüzünden koruyamadığım için şimdi üzgünüm. Güzel bir yazı konusu olabilirdi. Aralarından  Fransızca  olanları  uzun süre koruyabildim. Biri  Louis-Charles Royer’nin o yıllarda çok okunan Haras Humain’i; öbürü Pierre Louïs’indi sanırım, biri aldı ve bir daha geri gelmedi, Antologie de l’Erotisme adlı küçük  boyda bir antoloji.  Bir de La dame en blanc adlı İngilizceden çeviri bir roman ve Anna Karenina’nın  yine Fransıca, resimli bir  kısaltılmış yayını.  Yalnız ilki  elimde  kalabilmiş.

Tanpınar Fakültedeki odasındaki kitaplarını ise benden  hiç esirgememiş, okumamı istemiş ve  onlardan serbestçe yararlanma iznini vermiştir. Kültürüne erişmezseniz, kendisine yardım da edemezdiniz.

Andre Gide’in  ‘Oedipe-Roi’sını içeren Theatre’ı ile Amiel’in Journal İntime’inden   Bir Kütür-Bir  İnsan kitabımda söz ettim.

Bunları size, bir yazarın kaynaklarını  tam olarak  belirlemenin güçlüğünü belirtmek için yazdım. Hepimiz kıymetli bazı kitaplarımız dışında kütüphanemizi zaman zaman  yenileriz. Yenilerini alınca Verlaine’leri bana verdiği  gibi, Tanpınar’ın başka dostlarına, öğrencilerine verdiği kitaplar da olabilecektir. Bununla birlikte, elinizdeki listenin yayımlanması, Tanpınar’ın zekâsını besleyen  kaynakları bir ölçüde gözler önüne serebilir.

Claude   Pichois ve André M.  Rousseau,  ortak  eserleri La Littérature Comparée adlı çalışmalarında ‘etki’ ve ‘kaynak’ araştırmaları için önerdikleri geniş bir proğramla birlikte, ‘kaynak’ araştırmalarında yazarların özel kitaplıkları üzerinde de duruyorlar:

‘(…) Yazarların ellerinde bulundurmuş oldukları kitapların kataloglarından yararlanılmalıdır: Voltaire ve Goethe’nin ellerindekiler yayımlanmış bulunuyor (Birincide İngilizce eser hiç de az olmadığı halde, ikincisinde ne İngilizce ve ne de Fransızca esere rastlanmadadır). Bununla birlikte, bir kitabın, hattâ kesilip açılmış olsa bile, bir rafta okunmadan yer alabileceğini de unutmayacağız: Gide, ciltlerini parfüm şişelerinin ardına gizleyerek Byron’ı içeriğinden soyutlayan Barrès’e takılmadadır. Okunmuş bir kitabın, eğer bir dosttan alınıp geri verilmiş ya da bir başka dosta verilmiş değilse, bazan bir halk kitaplığında (Paris Bibliothèque Nationale’in okuma kayıtları korunmada ve ilgi çekecek araştırmalara açık bulunmaktadır), ya da bir okuma salonunda olabileceği de unutulmamalıdır. Kendisine gönderilen kitapları elden geçirdikten sonra Lamartine, onları kayınbiraderine gönderiyordu ve Jocelyn üzerine tezinde Henri Guillemin, elinde bulundurduğu İngilizce kitapların dökümünün onun İngilizce okumalarının tam bir toplamını elde etmeye yetmeyeceğini gösterdi.’

Bu aktarmayı konuyla ilgili olduğu için mektubuma katmamı hoş görmenizi rica ediyorum. Eserin Milli Eğitim yayınları arasında çıkan çevirisi anlaşılmazlıklarla dolu olduğu için, yabancı dilinizin İngilizce ağırlıklı olabileceği düşüncesiyle bölümü kendi çevirimle size ulaştırmak istedim. (…) Başarı dileklerimle, selâm  ve saygılarımla.

                                                                                   Turan Alptekin

Sayın Turan Alptekin’in bu aydınlatıcı mektubu, elimdeki kitap listesini yayımlamam konusunda beni yüreklendirdi. Bu listede yaklaşık beş yüz kadar kitap bulunuyor. Şüphesiz Tanpınar’ın kütüphanesi bu kadarla sınırlı değildi. Savruk yaşadığını ve son derece eli açık biri olduğunu bildiğimiz Tanpınar’ın kütüphanesi kim bilir kaç kez kurulup dağılmıştır. Yine de Tanpınar’ın edindiği, okuduğu ve son yıllarında evinde tuttuğu bu kitaplar, Alptekin’in de işaret ettiği gibi, bir yazarın dünyasını aydınlatmak konusunda önemli bir bulgudur. Kitapların çoğunun Fransızca olması, dikkate değer bir kısmının da resim albümlerinden ve kataloglardan oluşması, okurlarını şaşırtmayacaktır.

KİTAPLARIN LİSTESİ

  • Adıvar, Halide Edib, Seviye Talib, (eski yazı)
  • Ağaoğlu, Samet, Öğretmen Gafur, –ithaflı-
  • Ahmet Cevdet Paşa, Âdâb-ı Sedad Fi-İlm-il-Âdâb
  • Ahmet Rasim, Osmanlı Tarihi cilt:4 (eski yazı)
  • Akarsu, Bedia, Wilhelm Von Humboldt’da Dil-Kültür Bağlantısı, –ithaflı-
  • Akbulut, Rüknettin, Cumhuriyet Devrinde Bursa İçin Yazılmış Şiirler, –ithaflı-
  • Akı, Niyazi, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, –ithaflı-
  • Akıncı, Gündüz, İbrahim Hakkı Efendi, –ithaflı-
  • Aksel, Malik, Anadolu Halk Resimleri
  • Aksu, Niyazi Recep, Türk İnkılâbı Tarihi Kronolojisi
  • Aktepe, Münir, Patrona İsyanı
  • Akyüz, Kenan, Tevfik Fikret
  • Ali Haydar Mithat, Mithat Paşa, Hayat-ı Siyasiyesi, Hidematı, Menfa Hayatı,  cilt 1,
  • Ali Suavi, Hive (eski yazı)
  • Ali, Sabahattin, Yeni Dünya
  • Arapyan, Kalost, Rusçuk Ayanı Mustafa Paşanın Hayatı ve Kahramanlıkları
  • Arolat, A. Mümtaz, Hayal İkliminden Dönen Diyor ki, –ithaflı-
  • Asaf, Özdemir, Bir Kapı Önünde, –ithaflı-
  • Âsım, Halit, Ömür
  • Asral, Suat Salih, Benden Sonra
  • Asral, Suat Salih, Zühalin Halkaları, –ithaflı-
  • Aşkun, Vehbi Cem, Sivas Kongresi
  • Atai, Şakayık Zeyli (eski yazı)
  • Atay, Falih Rıfkı, 19 Mayıs
  • Atay, Falih Rıfkı, Çile
  • Avni, Hüseyin, Reaya ve Köylü, –ithaflı-
  • Ayda, Adile, Bourgeois Gentilhome Komedisinin Yazılış Sebepleri Hakkında Yeni Bir İzah, -ithaflı-
  • Babinger, Franz, Fetihnâme-i Sultan Mehmet
  • Başgöz, İlhan, İzahlı Halk Şiiri Antolojisi
  • Bayatlı, Osman, Bergama’da Asklepion
  • Baydar, Mustafa, Atatürk’le Konuşmalar
  • Baydur, Suat Y., Hellen – Latin Eski Çağ Bilgisi
  • Baykurt, Fakir, Karın Ağrısı
  • Belen, Fahri, Demokrasimiz Nereye Gidiyor, –ithaflı-
  • Berker, Şinasi Nahit, Demedim mi Nazlı Yarim Ben Sana, –ithaflı-
  • Berktin, Cezmi Tahir, Eğitim Teşkilatı ve Felsefesiyle Amerika, –ithaflı-
  • Birsel, Salah, Ases
  • Cansever, Edip, Umutsuzlar Parkı, –ithaflı-
  • Cansever, Edip, Yerçekimli Karanfil, –ithaflı-
  • Cansever, Ömer Edip, İkindi Üstü
  • Cevdet Paşa, Tezâkir 1-12 , 13-20, (Hazırlayan: Cavit Baysun)
  • Cumalı, Necati, Değişik Gözle, –ithaflı-
  • Cumalı, Necati, İmbatla Gelen, –ithaflı-
  • Cumalı, Necati, Kızıl Çullu Yolu, –ithaflı-
  • Çeşmizade Mustafa Reşid, Çeşmizâde Tarihi (Hazırlayan: Bekir Kütükoğlu)
  • Çetin, Celalettin, Sarı Çam, –ithaflı-
  • Çevik, Hikmet, Tekirdağ Tarihi Araştırmaları, –ithaflı-
  • Damar, Arif, İstanbul Bulutu, –ithaflı-
  • Diez, Ernst – Aslanapa, Oktay, Karaman Devri Sanatı,
  • Diez, Ernst- Aslanapa, Oktay, Türk Sanatı
  • Dursunoğlu, Cevat, Milli Mücadelede Erzurum, –ithaflı-
  • Duru, Kâzım Nâmi, Ziya Gökalp
  • Ebubekir Hazım, Küçük Paşa (eski yazı)
  • Eloğlu, Metin, Odun, –ithaflı-
  • Eralp, H. Vehbi, Felsefe Tarihi, –ithaflı-
  • Ergun, S. N. (Hazırlayan:) Baki Divanı
  • Ergun, Saadettin Nüzhet, Türk Musikisi Antolojisi I
  • Ergun, Sadettin Nüzhet, Neşatî
  • Erhat, Azra, Mavi Anadolu, –ithaflı-
  • Evliya Çelebi Seyahatnamesi Cilt:1
  • Fârâbî / İ.Ü.Edebiyat Fakültesi
  • Fındıklılı Mehmet Ağa, Silahdar Tarihi
  • Fuzuli, Leyla ile Mecnun, (Hazırlayan: Necmettin Halil Onan) –ithaflı-
  • Fuzuli, Leyla ve Mecnun, (Hazırlayan: Nevzat Yesirgil)
  • Gelibolulu Mustafa Âli, Mevâid-ün-Nefâis Fi Kavâid-il-Mecâlis
  • Gerez, Jozef Habib, Acılı Bitimler, –ithaflı-
  • Giritli Aziz Efendi, Muhayyelat
  • Gökberk, Macit, Felsefe Tarihi
  • Göksel, Ali Nüzhet, Ziya Gökalp
  • Gökyay, Orhan Şaik, Bugünkü Dille Dede Korkut Masalları
  • Gökyay, Orhan Şaik, Dede Korkut
  • Gölpınarlı, Abdülbaki (Hazırlayan:), Hayyam’ın Rübaileri
  • Gölpınarlı, Abdülbaki, Boratav, Pertev Naili, Pir Sultan Abdal
  • Gölpınarlı, Abdülbaki, Melâmilik ve Melâmiler
  • Gölpınarlı, Abdülbaki, Mevlana’dan Sonra Mevlevilik, –ithaflı-
  • Gülşehri, Mantıku’t-Tayr, (Hazırlayan: Agah Sırrı Levent)
  • Güney, Eflatun Cem, Bir Varmış Bir Yokmuş
  • Hisar, Abdülhak Şinasi, Çamlıcadaki Eniştemiz, –ithaflı-
  • Hisar, Abdülhak Şinasi, Yahya Kemal’e Veda, –ithaflı-
  • Horozcu, Oktay Rifat, Aşk Merdiveni (2 adet)
  • Hüseyin Ayvansarayî, Hadikatü’l- Cevâmî
  • İnal, İbnülemin Mahmut Kemal, Son Hattatlar
  • İnan, Abdülkadir, Şamanizm, (TDK)
  • İnönü’nün Söylev ve Demeçleri I (1919-1946) M.E.B
  • İpşiroğlu, M. Ş.- Eyüboğlu, S., Avrupa Resminde Gerçek Duygusu
  • Kaplan, Mehmet, Namık Kemal, Cilt:II, –ithaflı-
  • Kaplan, Mehmet, Şiir Tahlilleri, –ithaflı-
  • Karakan, Hüseyin, Bir Aşk Hikâyesi, –ithaflı-
  • Karal, Enver Ziya, Osmanlı Tarihi Cilt:V, VI
  • Karamursal, Ziya, Osmanlı Malî Tarihi Hakkında Tedkikler, –ithaflı-
  • Karaosmanoğlu, Sodom ve Gomore (eski yazı)
  • Karaosmanoğlu, Yakup Kadri, Alp Dağlarından
  • Karaosmanoğlu, Yakup Kadri, Ankara
  • Karaosmanoğlu, Yakup Kadri, Okun Ucundan
  • Karaosmanoğlu, Yakup Kadri, Panorama II
  • Karatay, Namdar Rahmi, Geçti Bor’un Pazarı
  • Kırdar, Ayhan, Lo, –ithaflı- (üç aded)
  • Kitab-ı Mukaddes
  • Köksal, Ahmet, Aşk Şiirleri Antolojisi
  • Köprülü, Fuat, Milli Edebiyat Cereyanının İlk Mübeşşirleri ve Divan-ı Türki-i Basit
  • Kuntay, Midhat Cemal, Ali Suavi
  • Kuntay, Midhat Cemal, Namık Kemal, –ithaflı-
  • Kuran, Ahmet Bedevi, İnkılâp Tarihimiz ve İttihat ve Terakki
  • Kurat, Nimet Akdes, Prut Seferi ve Barışı I
  • Levent, Agah Sırrı, Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Evreleri, (TDK)
  • Levent, Agah Sırrı, Türk Edebiyatında Şehrengizler ve Şehrengizlerde İstanbul
  • Mardin, Ebülula, Medeni Hukuk Cephesinde Ahmet Cevdet Paşa
  • Mehmet Murat, Turfanda mı Yoksa Turfa mı?, (eski yazı)
  • Mengüşoğlu, Takiyeddin Kant ve Schiller’de İnsan Problemi
  • Mengüşoğlu, Takiyettin, Felsefeye Giriş
  • Mevlana, Divan-ı Kebir I-IV, (Hazırlayan: Abdülbaki Gölpınarlı)
  • Mevlana, Fîh-i Mâ-Fîh, (Hazırlayan: Abdülbaki Gölpınarlı)
  • Molla Cami, Nefâhatü’l Üns (eski yazı)
  • Nâbi Divanı (Bulak, 1257)
  • Naimâ Tarihi, cilt 1-2, cilt 3-4, cilt5-6
  • Namık Kemal, Zavallı Çocuk (eski yazı)
  • Nedim Divanı (Hazırlayan: A. Gölpınarlı)
  • Nihal, Şükufe, Domaniç Dağlarının Yolcusu, –ithaflı-
  • Onan, Necmettin Halil, Namık Kemal’in Talim-i Edebiyat Üzerine Bir Risalesi, –ithaflı-
  • Öke, Altan E., Binaların İktisadi Problemlerinin Çözümünde Enlemler Araştırmasının Kullanılma İmkânları, -ithaflı-
  • Ötüken, Adnan Cahit, Bibliyotek Bilgisi ve Bibliyografi
  • Özer Kemal, Gül Yordamı
  • Recaizade Mahmut Ekrem, Talim-i Edebiyat
  • Rey, Ahmet Reşid, Hatıralar, Türkiye Yayınevi
  • Sade Türkçe Kılavuzu / T.D.K
  • Sağlam, Tevfik, Büyük Harpte 3. Orduda Sıhhî Hizmet, –ithaflı-
  • Sağlam, Tevfik, Nasıl Okudum?, –ithaflı-
  • Sander, Ergin, Gözlerinde Gökyüzü, –ithaflı-
  • Siyavuşgil, Sabri Esat, Karagöz, –ithaflı-
  • Sungu, İhsan, Namık Kemal
  • Süleyman Çelebi, Mevlût, (Hazırlayan: Tahir Alangu)
  • Süleyman Nazif, Tarihin Yılan Hikâyesi (eski yazı)
  • Şemseddin Sami, Hurdeçîn (eski yazı)
  • Şükun, Ziya, Ferheng-i Ziya (2 cilt)
  • Taner, Haldun, Ayışığında Çalışkur, –ithaflı-
  • Tanışık, İbrahim Hilmi, İstanbul Çeşmeleri II
  • Tanpınar, Ahmet Hamdi (Hazırlayan: ), Namık Kemal Antolojisi
  • Tarhan, Abdülhak Hâmid,  Bâlâ’dan Bir Ses, –eski yazı-
  • Tarhan, Abdülhak Hâmid, Hakan
  • Tarhan, Abdülhak Hâmid, Finten (eski yazı)
  • Tarhan, Abdülhak Hâmid, Garam
  • Tarhan, Abdülhak Hâmid,Yabancı Dostlar I
  • Tarih-i Cevdet (1-3, 5-12), (yalnız dördüncü cilt eski yazı)
  • Tarlan, Ali Nihat (Hazırlayan:), Fuzuli Divanı, –ithaflı-
  • Tarlan, Ali Nihat (Hazırlayan:), Hayâli Bey Divanı
  • Tarlan, Ali Nihat, Divan Edebiyatında Tevhidler I-III
  • Taşköprülüzade, Mevzuatü’l Ulûm I-II (eski yazı)
  • Taşlıklıoğlu, Zafer, Eski Yunanca’da İleri Adımlar
  • Teo, Devinmek, –ithaflı-
  • Teoman, Sabahattin Tahsin, Rıhtım Sisleri , –ithaflı-
  • Tukin, Cemal, Boğazlar Meselesi
  • Turhan, Mümtaz, Garplılaşmanın Neresindeyiz
  • Türkiya Mecmuası VI
  • Türkiyat Mecmuası X
  • Unat, Faik Reşit (Hazırlayan:) Abdi Tarihi, –ithaflı-
  • Uygur, Nermi, Başkasının Ben’i Problemi, –ithaflı-
  • Uzunçarşılı, İ. H., Halil Hâmit Paşa
  • Uzunçarşılı, İ. H., Midhat ve Rüştü Paşaların Tevkiflerine Dair Vesikalar
  • Ülken, Hilmi Ziya, İslam Düşüncesi
  • Ülken, Hilmi Ziya, Posta Yolu
  • Üstün, Cevat, Viyana Seferi
  • Üstün, Nevzat, Cüceler Çarşısı, –ithaflı-
  • Üstün, Nevzat, Yitikler Kapısı, –ithaflı-
  • Yazgıç, Kâmil, Ahmet Midhat Efendi, Hayatı ve Hatıraları
  • Yekta, Rauf, Esâtiz-i Elhân: Hoca Abdülkadir Merâgî (eski yazı) -ithaflı-
  • Yetkin, Suut Kemal, İslam Tarihi (imzalı)
  • Yunus Emre Divanı (Hazırlayan: Burhan Toprak) –ithaflı-
  • Yusuf Sinan Paşa, Maârifnâme-i Sinan Paşa, (Hazırlayan: İ. H. Ertaylan – tıpkı basım)
  • Yücel, Hasan Âli Edebiyat Tarihimizden, –ithaflı-
  • Yücel, Hasan Âli, Felsefe Dersleri
  • Yücel, Hasan Âli, Hürriyet Gene Hürriyet, –ithaflı-
  • Zeynelabidin, Muhadise-i Dil ü Âşık
  • Ziya Gökalp Kimdir? Türkçülük Nedir? / Tasvir Neşriyatı
  • Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları (eski yazı)
  • Ziya Gökalp, Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak
  • Ziya Gökalp, Yeni Hayat (eski yazı)
  • Ziya Paşa, Harâbât I-III

YABANCI DİLDEKİ KİTAPLAR

  •  Adams, Henry, Mont Saint Michel et Chartres, Robert Loffont
  • Alain, Ideés, Paul Hartmann
  • Alain, Les Arts et les Dieux, Bibliothèque de la Pleiade
  • Alain, Propos sur la religion, Rieder
  • Alain, Propos, Bibliothèque de la Pleiade
  • Amedeo Modigliani, An Abrams Art Book
  • Apollinaire, Guillaume, Alcools, Gallimard
  • Aristote, Poétique, Gallimard
  • Arseven, Celal Esad, Les arts décoratifs Turcs, MEB (imzalı)
  • Audisio, Gabriel, Ulysse ou l’intelligence, Gallimard
  • Bachelard, Gaston, L’eau et les rêves, José Corti
  • Bachelard, Gaston, L’autréamont, José Corti
  • Bachelard, Gaston, La psychanalyse du feu, Gallimard
  • Bailly, Auguste, Jules César, Arthème Fayard
  • Bailly, Auguste, La Florence des Médicis, Hachette
  • Balzac, Honoré de, Le Père Goriot, Paul Ollendorff
  • Barrès, Maurice, Greco ou le secret de Tolède, Plon
  • Barrès, Maurice, Scènes et doctrines du nationalisme, Plon
  • Barthes, Roland, Michelet par lui-même, Seuil
  • Bastide, François Régis, Saint Simon par lui-même, Seuil
  • Baudelaire, Charles, Oeuvres 1-2,  Gallimard
  • Baudelaire, Charles, Les fleurs du mal, La Payot
  • Baudot, Jeanne, Renoir ses amis ses modèles, Editions Littéraires de France
  • Baudouin, Charles, La psychanalyse de Victor Hugo, Edition du Mont-Blance
  • Bayrav, Süheyla, Symbolisme médiéval, İ. Ü. Yayını
  • Beauvoir, Simone de, Pour une morale de l’ambiguïté, Gallimard
  • Béguin, Albert – Thévenaz, Pierre, Henri Bergson, Ed. La Baconnière
  • Bémol, Maurice, La méthode critique de Paul Valéry, G. de Bussac
  • Bémol, Maurice, Paul Valéry, Les Belles Lettres
  • Benesch, Otto, Rembrandt choix de dessins, Ed. Phaidon
  • Berdiaev, Nikolai, Cinq méditations sur l’existence, Ed. Aubier
  • Book Covers
  • Berger, Pierre, Pierre Mac Orlan, Poètes d’aujourd’hui, Ed. P. Seghers
  • Berger, Pierre, Robert Desnos, Poètes d’aujourd’hui, Ed. P. Seghers
  • Berger, Yves, Boris Pasternak, Poètes d’aujourd’hui, Ed. P. Seghers
  • Bergson, Henri, Oeuvres, Presses Universitaire de France
  • Billy, André, Apollinaire, Poètes d’aujourd’hui, Ed. P. Seghers
  • Billy, André, L’époque 1900
  • Billy, André, Max Jacob, Poètes d’aujourd’hui, Ed. P. Seghers
  • Blum, André, Trésors de l’art Florentin, La Guide du Livre Lausanne
  • Bonnard, Seize peintures 1939-1943, Editions du Chêne
  • Bonnefoy, Yves, Rimbaud par lui-même, Seuil.
  • Bonnefoy, Yves, Du mouvement et de l’immobilité de douve (poèmes), Mercure de France
  • Bonnefoy, Yves, Hier régnant Desert (poèmes), Mercure de France
  • Bornecque, Jacques Henry, Les Poèmes saturniens [de Paul Verlaine. Étude et commentaire], Nizet
  • Bos, Charles du, Le dialogue avec André Gide, Correa
  • Botticelli, Skira
  • Bourgin, Georges – Rimbert, Pierre, Le Socialisme, Collection Que sais-je”, Presses Universitaires de France
  • Boyer, Frédéric, Pierre de Ronsard, Poètes d’aujourd’hui, Ed. P. Seghers
  • Breton, André, Les manifeste du Surréalisme, Ed. du Sagittaire
  • Briffault, Robert, Les Troubadours et le sentiment Romanesque, Les Editions Du Chêne
  • Bruegel, L’Ancien, du Chéne
  • Bruegel, Skira
  • Bulletin d’informations (Centre pour l’étude des problemes du monde musulman contemporain) Bruxelles
  • Bureau, Georges. Les masques, Ed: du Seuil
  • Butor, Michel, La modification, Minuit
  • Cain, Lucienne Julien, Trois essais sur Paul Valéry, Gallimard
  • Camus, Albert, L’homme révolté, Gallimard
  • Camus, Albert, L’été, Gallimard
  • Canadian Peintures, Phaidon
  • Carco, Francis, Francis Carco vous parle: Propos Recueillis Par Michel Manoll, Denoel
  • Carco, Francis, Gérard de Nerval, Albin Michel
  • Carles, Jules, Le Transformisme (Que sais-je), Presses Universitaires
  • Carré, Jean-Marie, La vie aventureuse de Jean Arthur Rimbaud, Plon
  • Carrouges, Michel, La Mystique du surhomme, Gallimard
  • Cassou, Jean, Situation de l’art moderne, Ed. de Minuit
  • Cellier, Léon, Gérard de Nerval, Hatier-Boivin
  • Céré, Roger, Entre la guerre et la paix, Presses Universitaires
  • Cervantes, Miguel de, Don Quichotte, Bibliothèque de la Pléiade-Gallimard
  • Cezamian, Louis, Anthologie de la poèsie anglaise, Stock
  • Cezanne, Phaidon
  • Chanson, André, Fragments d’un Liber Véritatis, Gallimard
  • Charles du Bos, Approximations
  • Charles du Bos, Journal 1921-1923, Carréa
  • Charpier, Jacques, Charles d’Orléans, Poètes d’aujourd’hui, P. Seghers
  • Charpier, Jacques, Paul Valéry, Poètes d’aujourd’hui, Ed. P. Seghers
  • Chassé, Charles, Lueurs sur Mallarmé, Ed. de la Nouvelle Revue Critique
  • Chateaubriand, François-René, Les martyrs, Flammarion
  • Chateaubriand, René de, Essai sur la littérature anglaise une traduction du Paradis Perdu de Milton
  • Chefs d’oeuvre de la peinture européenne (du XVe au XIXe siecle)-Collection Oscar Reinhart- Librairie Payot
  • Claudel, Paul, Présence et prophétie, Libraire de l’Université-Fribourg
  • Claudel, Paul, Théatre I-II, Bibliothèque de la Pléiade-Gallimard
  • Cocteau, Jean, La difficulté d’être, Ed. Paul Morihien
  • Cocteau, Jean, Maalesh – Journal d’une tournée de théâtre, Gallimard
  • Coomaraswamy, Ananda Kentish, Bouddha, Corréa
  • Copeau, J., Critiques d’un autre temps, N.R.F.
  • Correspondance de Richard Wagner et de Franz Liszt, Traduction de L. Schmidt et J. Lacant Gallimard
  • Crane, Aimée, A Gallery of Great Paintings, Crown Publishers
  • Cresson, André, Hegel, Presses Universitaires de France
  • Cresson, André, Leibniz, sa vie son oeuvre, Gallimard
  • Cresson, André, Spinoza, Presses Universitaires de France
  • Croce, Benedetto, As the Story of Liberty, Trad. S. Sprigge
  • Curtius, Robert, La Littérature européenne et le Moyen Âge Latin, Presses Universitaires de France
  • d’Arnım, Achim, Contes bizarres, (Traduction de Théoplihe Gautier fils, précédée d’une préface de Théoplie Gautier), Michel Lévy Frères
  • d’Aureveilly, Jules Barbey, Du Dandisme et de George Brummell, Mermod
  • Dante, La divine comédie, Albin Michel
  • Davies, Gardner, Mallarmé et le drame solaire, Librairie José Corti
  • Descartes, René, Discours de la méthode,   Alcan
  • Desgraupes, Pierre, M. Rilke, Poètes d’aujourd’hui, Ed. P. Seghers
  • Dictionnaire Français-Anglais-Anglais-Français, Cassellas
  • Diderot, Lettres à Sophie Volland I, Ed. du Paris
  • Diderot, Lettres à Sophie Volland II, Gallimard
  • Dollot, Louis, Histoire diplomatique, “Collection Que sais-je”, Presses Universitaires de France
  • Dorgelès, Roland, Portrais sans retouche, Albin Michel
  • Dostoievsky, L’Idiot,  Fernand Hazan
  • Dostoievsky, Les Frères Karamazov, Fernand Hazan
  • Dostoievsky, Les Possédés I,  Fernand Hazan
  • Dostoievsky, Les Possédés III Galimard
  • Dostoievsky, Crime et châtiment, Ed. Fernand Hazan
  • Dostoievsky, Les Possédés II, Galimard
  • Droz, Joseph, Histoire des doctrines politiques en France, Collection Que sais-je”, Presses Universitaires de France
  • Duthuit, Georges, Le musée inimaginable I-III, José Corti
  • El Greco, Phaidon
  • Eliot, T. S., The Cocktail Party
  • Eluard, Paul, La Jarre peut-elle être plus belle que l’eau,Gallimard
  • Eluard, Paul, Le meilleur choix de poèmes, Editions de Sagittaire
  • Essaies de Montaigne, Bibliothèque de la Pléiade-Gallimard
  • Fargue, Léon-Paul, Le piéton de Paris,Gallimard
  • Faulkner, William, Mosquitoes, Introdaction: Raymond Queneau
  • Faure, Gabriel, Paul Valéry Méditerranéen, Horizons de France
  • Flaubert, Gustave, Bouvard et Pécuchet, Bordas
  • Flaubert, Gustave, L’éducation sentimentale, Garnier
  • Flaubert, Gustave, La Tentation de Saint Antoine, E. Fasquelle
  • Flaubert, Gustave, Madame Bovary, Garnier
  • Flaubert, Gustave, Salambô, E. Fasquelle
  • Fleuret, F. et Perceau, L., Les Satires Françaises du XVII Siècle
  • Foulquié, Paul, La Dialectique, Collection Que sais-je”, Presses Universitaires de France
  • France, Anatole, L’anneau d’améthyste, Ed. Calman-Lévy
  • France, Anatole, Le mannequin d’osier, Calmann-Levy
  • France, Anatole, Thaïs, Calmann-Levy.
  • Frazer, Sir James George, Le Rameau d’or (Traduction par Lady Frazer), Librairie Orientaliste Paul Geuthner
  • Gabriel, Albert, Une capitale Turque: Brousse, Ed. de Boccard
  • Ganzo, Robert, Langage (poèmes), Gallimard
  • Gard, Maurice Martin du, Les mémorables, Flammarion
  • Gasset, Jose Ortega Y., The Dehumanization of Art
  • Gauguin,Hypérion
  • Genevoix, Maurice, Vlaminck, l’homme, l’oeuvre, Flammarion
  • Gengoux, Jacques, La Symbolique de Rimbaud, La Colombe
  • Gengoux, Jacques, Le Symbolisme de Mallarmé, Nizet
  • Giano, Jean, Virgile
  • Gide, André – Valéry, Paul, Correspondance 1890-1942, Gallimard
  • Gide, André, Amyntas
  • Gide, André, Feuillets d’automne, Mercure de France
  • Gide, André, Journal des faux-monnayeurs, Gallimard
  • Gide, André, La symphonie pastorale, Gallimard
  • Gide, André, Les caves du Vatican, Mercure de France
  • Gide, André, Les faux-monnayeurs I, Gallimard
  • Gide, André, Les Nouvelles nourritures, Gallimard
  • Gide, André, Thésée, Ed. la Jeune Parque.
  • Gide, André, Thésée, Gallimard.
  • Gide, André, Dostoievsky, Plon
  • Gide, André, La Porte étroite, Mercure de France
  • Gide, André, Le retour de l’Enfant Prodigue, Mercure de France
  • Gide, André, Les nourritures terrestres, Gallimard
  • Gide, André, Les pages immortelles de Montaigne, Corréa
  • Gillet, Louis, Les tapis enchantés, Gallimard
  • Goethe, Faust I-III, Editions Montaigne
  • Goya, Schatzkammer der Malerei, Holbein-Verlag, 9 resim
  • Gutmann, René-Albert, Introduction à la lecture des poètes Français, Flammarion
  • Guy de Mauppasant, La Maison Tellier, Ollendorf
  • Guyard, M.-F., La littérature comparée, Collection Que sais-je”, Presses Universitaires de France
  • Guyot, Charles, Diderot – par lui-même, Seuil
  • Henry, André, Bergson Maître de Péguy, Ed. Elzévir
  • Heredia, Jose Maria de, Les Trophées, Lomerre
  • Hoffet, Frédéric, Psychanalyse de Paris, Grasset
  • Hoffman, E. T. A., Trois contes (Traduction de J. Aymonier) M. P. Trémois
  • Hommage national à Victor Hugo
  • Hourticq, Louis, L’art et la littérature, Ed. Flammarion
  • Houssat, J. Lafitte, Troubadours et cours d’amour
  • Hugo von Hofmannsthal et Carl J. Burckhardt Lettres, 1919-1929, Trad: Louise Servicèn, Librairie Plon
  • Hugo, Victor, La légende des siècles / La Fin de Satan – Dieu,  Bibliothèque de la Pléiade-Gallimard
  • Hugo, Victor, Les comtemplations, Ed. Nelson
  • Hugo, Victor, Poèmes choisis I-II, Ed. d’art A. Skira
  • Hugo, Victor, Carnets intimes 1870-1870, Gallimard
  • Hugo, Victor, Journal 1830-1848, Publié et présentés par H. Guillemin
  • Hugo, Victor, Littérature et philosophie mêlées, Ed. Nelson
  • Hugo, Victor, Pierres- Vers et prose, (Textes rassemblés et présentés par H. Guillemin), Editions du Milieu du Monde
  • Hugo, Victor, Souvenirs personnels 1848-1851 (Réunis par H. Guillemin), Gallimard
  • Huxley, Aldous, Dépouilles mortelles, (Tradition:  Jules Castier)
  • Huxley, Aldous, L’éternité retrouvée, (Tradition: Jules Castier), Plon
  • Huxley, Aldous, Contrepoint I-II, Plon
  • Huxley, Aldous, L’olivier et autres essais, (Tradition: Jules Castier), Plon
  • Huxley, Aldous, L’olivier et autres essais, la Jeune Parque
  • Huxley, Aldous, Le plus sot animal, (Tradition: Jules Castier) Librairie Christian Chaboud
  • Hytier, Jean, André Gide, Ed.Charlot
  • Hytier, Jean, La poétique de Valéry, Armand Colin
  • İvan Mestrovie, Nova Evropa-Zagreb
  • Jacques, Charles, La peinture Française. Les Peintres du Moyen-Age, Bibliothèque Française des Arts
  • Jaloux, Edmond, Edgar Poe et les femmes, Ed. du Milieu
  • Jamati, Paul, Walt Whitman, Poètes d’aujourd’hui, Ed. P. Seghers
  • Jaspers, Karl, Introduction à la philosophie, Librairie Plon
  • Jaspers, Karl, Nietzsche, İntroduction à sa philosophie, Gallimard
  • Jaspers, Karl, Origine et sens de l’histoire, Librairie Plon
  • Jeanmaire, H., Dionysos, Ed. Payot
  • Jewell, Edward Alden, Georges Rouault, Hyperion Press
  • Jouvet, Louis, Ecoute, mon ami-Flammarion
  • Joyce, James, Ulysses, Gallimard
  • Jung, C. G. – Kerényi, C., Introduction à l’essence de la mythologie, Payot
  • Jung, C. G., Types psychologiques, Librairie de l’Université-Genève
  • Kafka, Franz, Journal intime La guide du livre, Lausanne
  • Kafka, Franz, Le château, Gallimard
  • ‎Kandinsky, Du spirituel dans l’art et dans la peinture en particulier, Éd. de Beaune
  • Karppe, S., Étude sur les origines et la nature du Zohar Précédée d’une étude sur l’histoire de la Kabbale, Ed. Felix Alcan
  • Khodoss, Claude, Hegel-Esthétique, Presses Universitaires de France
  • Soren Kierkegaard, Sa vie, son oeuvre, avec un exposé de sa philosophie, Presses Universitaires de France
  • Krakowski, Edward, Histoire de Russie, Deux-Rives
  • Kühnel, Ernst, Doğu İslam Memleketlerinde Minyatür (Çevirenler: Suut Kemal Yetkin-Melahat Özgü), Türk Tarih Kurumu
  • La peinture Anglaise du XVIIIe Siécle, Ed. G. Van Oest
  • La peinture Etrusque, Skira
  • La peinture İtalienne, Skira
  • Lalou, René, Le Roman Français depuis 1900, Collection Que sais-je”, Presses Universitaires de France
  • Lassaigne, Jacques – Busuioceanu, Alexandru, La peinture Espagnole: de Velasquez A Picasso, Skira
  • Lassaigne, Jacques – Gloeckner, André, Daumier, Edition Hyperion
  • Latzarus, Louis, La vie paresseuse de Rivarol, Librairie Plon
  • Lautrémont, Oeuvres complètes, Ed. José Corti
  • Lawrence, D. H., Apocalypse, (Tradition: Thérese Aubray) Ed. Confluances
  • Le Louvre Sculpture de la Renaissance Française, Ed. par L’illustration
  • Lefebvre, Henri, Contribution à l’esthétique, Editions Sociales
  • Lefebvre, Henri, Descartes, Ed. Hier et Aujourd’hui
  • Lefebvre, Henri, La somme et le reste I-II, La Nef de Paris
  • Leonardo Da Vinci, Phaidon
  • Les cahiers du Rhône, cours poétiques, Ed. La Baconnière (dergi)
  • Les etudes Bergsoniennes: Bergson et Proust : Accords et Dissonances (Floris Delattre) – Maine de Biran et Bergson (Henri Gouhier), Ed. Albin Michel
  • Littré, E. et Beaujean, Dictionnaire de la langue Française, Edisions Universitaires
  • Lion, Fernand, Les rêves de Racine, Laffont
  • Magny, Claude-Edmonde, Arthur Rimbaud, Poètes d’aujourd’hui, Ed. P. Seghers
  • Magny, Claude-Edmonde, Histoire du roman Français Depuis 1918
  • Maiuri, Amadeo, La peinture Romaine -Collection Les Grands Siécles de la Peinture- Skira
  • Mallarmé, Stéphane, Correspondance 1862-1871, Gallimard
  • Mallarmé, Stéphane, Divagations, Bibliothèque-Charpentier; Fasquelle
  • Mallarmé, Stéphane, Igitur ou la folie d’Elbehnon, Gallimard
  • Mallarmé, Stephane, Oeuvres Complètes, Bibliothèque de la Pléiade-Gallimard
  • Mallarmé, Stéphane, Oeuvres Poétiques, Ed. Henri Kalser-Lausanne
  • Malraux, André, Psychologie de l’art / La Création Artistique, Skira
  • Malraux, André, Psychologie de l’art / Le Musée imaginaire, Skira
  • Malraux, André, Saturne, nrf  Galerie de la Pléiade
  • Malraux, André, Les noyers de l’Altenburg, Gallimard
  • Malraux, André, Psychologie de l’art/La Monnaie de L’absolu, Skira
  • Malraux, André, Romans, Bibliothèque de la Pléiade-Gallimard
  • Mamboury, Ernest, İstanbul Touristique
  • Manet, Hypérion
  • Marcel, Henry, F. Millet, Editeur Henri Laurens
  • Marker, Christian, Giraudoux – par lui-même, Seuil
  • Martin, Gaston, Les Jacobins, Presses Universitaires de France
  • Matisse, 16 Peintures, 1939-1946. Editions du Chêne, 4 resim
  • Mauclair, Camille, Degas, Éd. Hypérion
  • Maulnier, Thierry, Introduction à la poésie Française, Gallimard
  • Maulnier, Thierry, Langages, Ed. Du Conquistador
  • Mauppasant, Guy de, Le Horla (Illustre de Jean Guillaume), Coll. Le Point d’Orgue. Les Oeuvres Françaises
  • Mauriac, François, Du côté de chez Proust, La Table Ronde
  • Mauriac, François, Les pages immortelles de Pascal, Corréa
  • Maurice Merleau-Ponty, La structure du comportement, Presses Universitaires
  • Maurois, André, À la recherche de Marcel Proust, Hachette
  • Mauron, Charles, Introduction à la psychanalyse de Mallarmé, Ed. S. La Baconniée-Neuchatel
  • Maurras, Charles, Anthinéa d’Athénes à Florence, Flammarion
  • Mercanton, Jacques, Vuillard et le gout du bonheur les Trésors de la Peinture Française, Skira
  • Meredith, George, L’égoiste, (Trad. Yvonne Canque), Gallimard
  • Meredith, George, The tragic Comedians
  • Mesnard, Pierre, Le cas Diderot/Etude de caractérologie littéraire, Presses Univestaires de France
  • Michelet, Jules, Histoire de la Révolution Française, Bibliothèque de la Pléiade
  • Molière, L’avare, Seuil
  • Monder, Henri, Précocité de Valéry, Gallimard
  • Mondor, Henri, Propos familiers de P. Valéry, H. Grasset
  • Moreas, Jean, Les Stances, Mercure de France
  • Moullet, Maurice, Les maitres a l’oeillet, Ed. Halbein
  • Mullahy, P., Oedipe du mythe au complexe, Payot
  • Nerval, Gerard de, Ouvres, Bibliothèque de la Pléiade
  • Nietzsche, Frederic, Par De là le bien et le mal, Traduit par Henri Albert
  • Nietzsche, Frederic, La volonté de puissance I-II, (Trad. G. Bianquis), Gallimard
  • Nietzsche, Frederic, Pages choisies, Trad: Henri Albert‎, ‎Mercure de France.,
  • Nietzsche, Frédéric, Pages mystiques, Robert Laffont
  • Oeuvres de François Coppée, Poésies, Lemene
  • Peintures de Renoir, Ed. du Chêne
  • Parisier-Plottel, Jeanine, Les dialogues de P. Valéry, Presses Universitaires de France
  • Parrot, Louis, Francis Lorca, Poètes d’aujourd’hui, Ed. P. Seghers
  • Pascal et les provinciales, Ed. Des Musées Nationaux
  • Paul Valéry Vivant, Cahiers du Sud
  • Philippe de Champaigne et Port- Royal, Edition des Musées Nationaux
  • Pıtrou, Robert, Jean Sebastian Bach, Albin Michel.
  • Pia, Pascal, Baudelaire – par lui-même, Seuil
  • Picon, Gaëtan, Malraux par lui-même, Seuil
  • Piero della Francesca, Skira
  • Pierre Bonnard Pierre, Skira, 14 resim
  • Pierre, George, Géographie industrielle du monde, “Collection Que sais-je”, Presses Universitaires de France
  • Poe, E. A., Oeuvres, Bibliothèque de la Pléiade-Gallimard
  • Poètes d’aujourd’hui, (Preface de Jean Paulhan), Lausanne
  • Poulet, Georges, Études sur le temps humain, Librairie Plon
  • Poulet, Georges, La distance intérieure, Librairie Plon
  • Pourtalès, Guy de, Berlioz et l’Europe Romantique, Gallimard.
  • ‎Pourtalès, Guy de, Nietzsche en Itaile, Bernard Grasset
  • Préface de P. ValéryAnthologie des poètes de la N. R. F., Gallimard
  • Proust, Marcel, Lettres à Madame C., J. B. Janin.
  • Proust, Marcel, A la recherche du temps perdu I-III, Bibliothèque de la Pléiade -Gallimard
  • Proust, Marcel, Chroniques, Gallimard
  • Racine et Port-Royal, Edition des Musée Nationaux
  • Racine, Jean, Théâtre choisi de Racine, Hachette
  • Raimbaud, Oeuvres complètes, Editions du Grand-Chêne
  • Raymond, Marcel, De Baudelaire au Surréalisme, Ed. Jose Corti
  • Raymond, Marcel, Génies de France, Ed. La Baconnière
  • Raynal, Maurice, Histoire de la peinture moderne – De Baudelaire a Bonnard L’école de Honfleur, Skira
  • Raynal, Maurice, Histoire de la peinture moderne matisse-munch-Rouault, Skira
  • Régnier, Henri de, L’Altana ou la vie Vénitienne I-II, Mercure de France
  • Régnier, Henri de, La canne de jaspe, Mercure de France
  • Régnier, Henri de, La double maîtresse, Mercure de France
  • Régnier, Henri de, Le mariage de minuit, Hachette
  • Régnier, Henri de, Proses datées, Mercure de France
  • Régnier, Henri de, La pécheresse, Mercure de France
  • René Laforgue, L’Échec de Baudelaire, Denoël
  • Renoir, XIX. Siécle, Les Trésors de la Peinture Française
  • Richard, Jean-Pierre, Littérature et sensation, Seuil
  • Ritter, Helmut , Asrâr Al-Balâgha: The Mysteries of Eloquence, İstanbul, 1954
  • Richer, Jean, Gérard de Nerval, Poètes d’aujourd’hui, P. Seghers
  • Rilke, Les élégies de Duino Suivi de les sonnets à Orphée, Aubier éd. Montaigne
  • Rilke, R. Maria, Cinquante poèmes, Librarie Les Lettres
  • Rilke, R. Maria, Poèmes Français, Editions du Grand-Chêne
  • Rilke, R. Maria, Vergers, Col. Métamorphoses
  • Rilke, Rainer Maria, Les cahiers de Malte Laurids Brigge, ÉmilePaul Frères
  • Rilke, Rainer Marie, Chant de l’amour et de la mort, Emile Paul
  • Robert, Karthe, Kafka, Gallimard
  • Rochefoucauld, Edmee de la, En lisant les Cahiers de Paul Valéry, Editions Universtaires
  • Rostand, Jean, L’atomisme en biologie, Gallimard
  • Rostand, Jean, Peut-on Modifier homme, Gallimard
  • Rousseau, Jean Jacques, Discours sur l’origine et les fondements de l’inégalité, Flammarion
  • Rousseau, Jean Jacques, Discours sur les sciences et les arts, Flammarion
  • Rousseau, Jean Jacques, Rêveries du promeuneur solitaire, Flammarion
  • Roy, Claude, Aragon, Poètes d’aujourd’hui, Ed. P. Seghers
  • Saint-Exupéry, Antoine de, Vol de Nuit, Gallimard
  • Salles, Georges, Trésors d’art en France, Direction générale du tourisme
  • Sartre, J. P., Baudelaire, Gallimard
  • Schopenhauer, Arthur, Pensées et fragments, Felix Alcon
  • Sebilotte, L. H., Le secret de Gérard de Nerval, José Corti
  • Shakespeare, Oeuvres dramatiques, Ed. E. Flammarion
  • Shakespeare, William Venus et Adonis, Wittmann
  • Simon, Pierre-Henri, L’homme en Poèces Malraux-Sartre-Camus-Saint-Exupèry, Neuchâtel, Baconnière
  • Simon, Pierre-Henri, Mauriac – par lui-même, Seuil
  • Soulairol, Jean, Paul Valéry, La Colombe
  • Soupault, Philippe, Lautrémont, Poètes d’aujourd’hui, Ed. P. Seghers
  • Sources de Maurice Barrés, Le Rouge et le Noir
  • Sperco, Willy, Istanbul, Paysage littéraire, La Nef
  • Suarès, André, Debussy, Ed. Emile-Paul
  • Suarès, André, Musiciens
  • Talés, C., La Commune de 1871, Librairie du Travail
  • The Romantic Movement
  • The Sculptures of Michelangelo, Phaidon
  • Théatre de France II, Publications de France
  • Théatre de Racine, V.2., Club des Librairies de France
  • Thibaudet, Albert, Le liseur de romans, Editions G. Cres et Cie
  • Thierry, Jean-Jacques – Nimier, Roger, Dictionnaire des Auteurs de la Pléiade, Gallimard
  • Trotzki, Léon, Marx, Corréra
  • Uhde, Wilhelm, Les impressionnistes, du Phaidon
  • Ungaretti, Giuseppe, Les cinq livres, Editions de Minuit
  • Vallentin, Antonina, ‎El Gréco, ‎Albin Michel
  • Valéry, Paul- Fourment, Gustave, Correspondance, Gallimard
  • Valéry, Paul, Lettres à quelques uns, Gallimard
  • Valéry, Paul, Charmes (commentés par Alain), NRF –Gallimard
  • Valéry, Paul, Eupalinos-L’âme et la danse, Gallimard
  • Valéry, Paul, La jeune Parque, Présentation et Etude Critique des Documents par Octave Nadal
  • Valéry, Paul, Oeuvres I-II, Bibliothèque de la Pléiade-Gallimard
  • Valéry, Paul, Souvenirs poétiques, Guy Le Prat
  • Valéry, Paul, Traduction en vers des Bucoliques de Virgile, Gallimard
  • Valéry, Paul, Un poète inconnu, Lettres Françaises
  • Vallas, Léon, Claude Debussy, Presses Universitaires de France
  • Van Gogh, Vincent, Lettres à son frère Théo, Grasset
  • Velazquez, Schatzkammer der Malerei
  • Verlaine, Paul, Oeuvres poétiques completes, Bibliothèque de la Pléiade -Gallimard
  • Vigny, Alfred de Poésies completes,  Librairie Garnier Freres
  • Villon, Françoise, Oeuvres, Ed. E. Flammarion
  • Wehle, B Harry, Art Treasures of the Prado Museum, Abrams
  • Weidlé, Wladimir, Les abeilles d’Aristée-Essai sur le Destin Actuel de Lettres et des Arts, Gallimard
  • Whiting, Charles G., Valèry Jeune Poète, Presses universitaires de France
  • Woolf, Virginia, Entre les actes, Stock
  • Asır Taş Baskısı Resimler
  • Yannet, Jacques, Enchantements sur Paris, Ed. Denoel
  • Zeyd, Fahr-el-nisa (lithos), Estienne, Charles (text), Midi Nocturne, Editions de Beaune, 4 resim

 

ÇEVİRİ KİTAPLAR

 

  • Curtius, Ernest Robert, Fransa Üstüne Deneme (Çev: Sabahattin Eyüboğlu)
  • Deyrolle, Théophile, Trabzon’dan Erzurum’a, (Çev: Reşat Ekrem Koçu)
  • Eflatun, Devlet / (Çev: S. Eyüboğlu – M. A. Cimcoz’dan ithaflı)
  • Eflatun, Küçük Diyaloglar (Çev: Aktürel-Anday-Cemgil-Eyüboğlu-Ünlü – ithaflı)
  • Euripides, Bakhalar, (Çev: S. Eyüboğlu)
  • Freud, Sigmunt, Totem ve Tabu (Çev: Niyazi Berkes)
  • Frey, Dagobert, Mukayeseli Bir Sanat İlmini Temellendirme
  • Gabriel, Albert, Kayseri Türk Anıtları (Çev: Ahmet Akif Tüfenk’ten ithaflı)
  • Homeros, İlyada / Homeros (A. Erhat – A. Kadir)
  • Kafka, Milena’ya Mektuplar (Çev: Adalet Cimcoz’dan ithaflı)
  • Kömürcüyan, Eremya Çelebi, İstanbul Tarihi (Çev: Hrand Andreasyan)
  • Labiche, Eugène, Hasır Şapka (Çev: Oktay Akbal)
  • Montaigne, Denemeler (Çev: S. Eyüboğlu)
  • Moltke, H. Von, Türkiye’deki Durum ve Olaylar Üzerine Mektuplar (Çev: Hayrullah Örs)
  • Schiller, Baladlar,  (Çev: Burhanettin Batıman’dan ithaflı)
  • Shakespeare, Troilos ile Kressida (Çev: S. Eyüboğlu-M. Irgat, ithaflı)
  • Şölen / Eflatun (A. Erhat – S. Eyüboğlu)
  • Wellhausen, Julius,  İslâmın En Eski Tarihine Giriş (Çev: Fikret Işıltan)
  • William, James, Pragmacılık I (Çev: Muzaffer Aşkın)

 

 

Reklamlar

Oğuz Atay’ın Paltosu

 Yazarlar arasında etkileşim ağından söz etmeye kalkmak, dikkatle yürünmesi gereken tehlikeli bir yola çıkmaktır. Yeterince somutlaştırılmamış her etkilenme iddiası, suyu bulandırmaktan başka işe yaramaz çünkü. Bloom’un öne sürdüğü “etkilenme endişesi”nin edebiyatta ne türden bir yaratma enerjisine dönüştüğü ancak metinler üzerinde yapılacak çalışmalarla ortaya konabilir. Edebiyat eleştirimiz ise bu alanda henüz yeterince verimli görünmüyor. Bununla birlikte bazı yazarların söyleşilerini okurken, en azından kendilerini hangi isimlerle yan yana getirdiklerini rahatça izleyebiliyoruz. Edebi etkinin, ‘hayran okur’ olmaktan ‘endişeli yazar’ olmaya nasıl evrildiği hiç şüphesiz ayrı bir inceleme konusudur ama, söylediklerine kulak verirsek, günümüz yazarları özellikle Oğuz Atay’ın “palto”su altında epeyce ısınmışa benziyorlar.

Gerçekten de, şöyle genel bir bakış bile  günümüzde yolu Oğuz Atay’dan geçmeyen pek az yazar olduğunu gösteriyor. Okuma sürecinin bir döneminde, ister anlattıklarına kapılsınlar, ister dilinden, kurgusundan büyülensinler, çağdaş yazarlarımızı en çok meşgul etmiş isimlerin başında geliyor Oğuz Atay. Okur-yazarlığa özellikle ‘80 sonrasında başlayanlar arasında Atay’ın ismi sıkı bir referans gibidir. Bugün kırklı yaşlarını süren öykü ve roman yazarları, birbirlerinden farklı kulvarlarda yol alsalar bile Oğuz Atay’ı sevmek konusunda hemen anlaşabilirler. “Oğuz Atay bir tür DNA’dır. Yeni kuşaktaki has edebiyatın izleyicileri -ister okur olsun, ister yazar- bu DNA’yı taşır” diyen Ayfer Tunç, bu sahiplenmeyi genetik bir devamlılık olarak yorumluyor. Daha ilginci, Oğuz Atay okumalarının hep üniversite yıllarıyla birlikte başlamasıdır ki Ayfer Tunç o yılları Atay’dan ödünç aldığı bir dille şöyle anlatmış:

“Ülkenin en büyük şehrinde, tarihi bir üniversitede, Oğuz Atay’ın edebiyatıyla henüz tanışmamış bir grup öğrenciydik. Yıl 1981’di.  Arkadaşlarım ve ben, hepimiz yirmi yaşın altındaydık, iyi edebiyatın bir parmak aralanmış kapısını açmaya çalışıyorduk. (…) O kış gününde, nasılmış bakalım diye başyapıtını okumaya başladığım Oğuz Atay’ın dört yıl önce ölmüş olduğunu, gelecek yıllarda kuşağımın birçok yazarı gibi ondan besleneceğimi, hatta bize ondan bir tür gen, bir tür DNA geçeceğini, bizim de bunu bizden sonraki kuşaklara geçireceğimizi bilmiyordum. ‘Tutunamayanlar’ sözcüğünün bir tür ruh ortaklığı ifade edeceğinden, biri birine Tutunamayanlar’dan bahsettiğinde, bunun anlamlı bir frekansta buluşmak  anlamına geleceğinden haberim yoktu.”

Bu DNA zinciri, Tutunamayanlar yayımlanır yayımlanmaz, daha 1972’de işlemeye başlamıştır aslında. “Edebiyat otoriteleri”nin kayıtsızlığına inat, o hep karşılaşmayı beklediği okur, bir yerlerde sessizce kendisiyle buluşuvermiştir. Atay’ın sonraki yazarlar üzerinde yarattığı etki için de öyle uzun bir süre geçmesine gerek kalmamıştır. Yirmili yaşlarında genç bir yazar adayı, daha doğrusu henüz Selim gibi “sıkı bir okur” olan Orhan Pamuk söylüyor: “1972 yılında Tutunamayanlar’ı çıkar çıkmaz aldım, okudum ve bir daha okudum. Yazarı da kendisi de hiç tanınmayan kitap, sanki bana bir sır verir gibi konuşuyordu; bu yüzden de (başka sebepler arasında) çok sevmiştim.

Pamuk, Yeni Hayat romanında İTÜ’lü gençleri esrarengiz bir bağla birbirine yaklaştıran kitabı anlatırken bu “sır”dan ne kadar yararlandı bilinmez ama, okuruna sanki sadece onun anlayabileceği gerçekleri fısıldarmış gibi konuşan Tutunamayanlar, özellikle ‘80 sonrasında edebiyatımıza fırtına gibi girmiş ve hangi kültürel tabandan gelirlerse gelsinler, bu ülkenin gençleriyle en kesintisiz şekilde konuşmayı başarabilen bir fenomen kitaba dönüşmüştür.

‘80 sonrasının ilk kuşağı adına konuşan Perihan Mağden, “biz çok etkilendik Oğuz Atay’dan ve hâlâ onun terminolojisini kullanıyoruz. Çünkü  o romanları biz hep birlikte, o en kritik yaşlarda 17, 18, 19’lu yaşlarda okuduk ve bizi derinden etkiledi” diyor. Günümüz öykücülerinden Behçet Çelik ise “80′lerde arkadaşlarımla en çok konuştuğumuz yazardı” dediği Oğuz Atay’dan aldıkları gücü şöyle anlatır: “Ama edebi yönünü düşünmezdik pek. Oyuncu yanı hoşumuza giderdi. Birimiz birdenbire başkası oluverir, başkasının ağzıyla konuşmaya başlardı; yadırgamaz, oyunu sürdürürdük biz de. Bakış açılarımızdaki darlığı fark etmeye başladığımız için, en çok kendimizle, bu bakış açısıyla dalga geçerdik. Oğuz Atay, kendimize ve başkalarına farklı açılardan bakma imkânı sunmuş, gündelik hayatın içindeki saçmalıkları görebilme, bunlarla baş edebilme yeteneğimizi geliştirmişti. İroni onun sayesinde sığındığımız ortak korunağımız olmuştu. Her şeyin söylenebilir olduğuna, hiçbir şeyle dalga geçmenin günah, ayıp olamayacağı inancına dayanan ortak bir dil oluşturmuştuk. (…) Mezun olduktan sonra ne yapacağımızı düşünürken, ‘Ubor metenga’dan mektup gelse, evden çıkmasak’ demeye başladık; başka çare yoktu. Yine de çıktık, öngördüğümüz bütün saçmalıklarla karşılaştık; nelerle karşılaşacağımızı bildiğimiz için çok sarsılmadık.”

Oğuz Atay etkisinden söz eden yazarların, bunu ilk gençlik yıllarının okumları içinde bir “çarpılma” olarak anlatılması önemlidir önemli olmasına ama, Atay hiç şüphesiz bir “gençlik yazarı” değildir. Türkiye’de büyümenin yarattığı bazı sancılı süreçleri eşsiz bir ironiyle dile getirmesi, okuru bu süreçlerden en az biriyle kolayca özdeşleştirmiştir sadece. Sanki sizin için yazılmışcasına, ya da siz yazsaydınız işte ancak böyle yazabileceğinizi düşündürerek okunur Atay’ın kitapları. ‘70’lerde genç bir edebiyat meraklısı olarak Orhan Pamuk’un deneyimi, bu ortak etkilenme adına konuşur gibidir: “Yirmi yaşındaydım, edebiyatçı olmak istiyor, Teknik Üniversite’de  sıkılarak okuyor, hayatta ne yapmak istediğimi tam bilmiyordum. Kitabı, çıktığının haftası kendi kendime bulmuş, ele geçirmiştim. (…) Tutunamayanlar ve Oğuz Atay ilk çıktığında neden bana özel bir şekilde sesleniyordu (…) Yazarın duyarlığı, dikkat ettiği şeyler (eşyanın tuhaflığı), yazarın güvensizlikleri, korkuları, alaycılığı, kendi kendine konuşması (‘Yahu bu Olric de nerden çıktı.’) bana benziyordu. Yirmi yaş büyük olsaydım bu kitabı ben de yazmış olabilirdim.”

 1952 doğumlu Orhan Pamuk’un “Bu kitabı ben de yazmış olabilirdim” cümlesinin arkasına 1976 doğumlu Hakan Günday’ın “Eğer Oğuz Atay böyle romanlar yazdıysa biz Türkçeyle her şeyi yapabiliriz” cümlesi eklendiğinde Oğuz Atay’a tutunma zincirinin devamlılığı hakkında genel bir fikir vermiş olabiliriz belki. Bu çizginin orta yerinde ise bugün çağdaş edebiyatımızın dikkate değer örneklerini veren yazarlar duruyor. Mesela, Vatan Dersleri’nde “yarım kalmış aydınların hüznü”nü yeni yöntemlerle anlatmayı sürdüren İbrahim Yıldırım (“Kendime edebi bir baba seçecek olsam, mutlaka Oğuz Atay’ı seçerdim”); “kendi yatağını çizmiş” edebiyatıyla Cemil Kavukçu (“Tutunamayanlar’ı okuduktan sonra ben bir roman yazmak istedim”); yoğun, iyi işlenmiş roman ve öküleriyle Murat Gülsoy (“Üzerimde yarattığı etki o güne kadar okuduğum yazarlardan çok farklı oldu. Kararımı vermiştim, ben de yazacaktım”); kısa ömründe edebiyatımızda kendine ait bir alan açmayı başarmış olan Ali Teoman  (“Oğuz Atay’ın bütün romanlarını yazmış olmak isterdim ama en çok Tehlikeli Oyunları’nı”) ilk akla gelenler yazarlar. Teoman’ın Atay sevgisi, ne yazık ki onu yazarıyla kader birliğine bile götürdü. Atay için hazırladığım armağan kitaba yazması için aradığımda, sanki yapması gereken sıradan bir işten söz ediyormuş gibi, “çok isterdim, ama bu günlerde beynimdeki urla uğraşmalıyım” demişti, donup kalmıştım. Acıyı ironinin yumuşak zırhına gömmüş bir Atay kahramanı gibiydi.

Atay sever edebiyatçılar arasında gelişigüzel dolaşan bu yazında adı geçmeyen daha başka yazarlar da var elbette. Çeşitli söyleşilerinde Atay’dan etkilendiklerini dile getirmiş, ya da metinlerinde Atay’a göndermeler yapmış yazarlar için Buket Uzuner, Elif Şafak, Murathan Mungan, Fatih Özgüven, Ümit Kıvanç, Sadık Yalsızuçanlar, Murat Uyurkulak Yekta Kopan, Murat Yalçın… gibi isimlerin de yer alacağı uzun bir liste oluşturulabilir ama, bütün bu yazarların, yine Harold Bloom’un ifadesiyle söyleyelim, Atay’dan “etkilenme endişeleri”yle nasıl başettikleri, her birini tek tek incelememiz gereken geniş kapsamlı bir başka yazının konusu olabilir.

Son zamanlarda ise Oğuz Atay’ın edebiyatımızda önceki kuşağa göre daha dönüştürülmüş bir etkiyle estiği söyleniyor. Fatih Özgüven’in “Oğuz Atay sonrası oğlan çocuklarının hikayelerini” anlatıyorlar dediği  Barış Bıçakçı, Emrah Serbes, Alper Canıgüz, Murat Menteş gibi yazarlar için Cem Erciyes, “Atay’ın dünyasına, diline, hikayeciliğine, ironisine ve açık sözlülüğüne yakın duran, ama ondan ‘çok sonra’ki bir döneme denk gelen bir yazar grubu” nitelemesini yaptı ki bunun da ayrıca ele alınması gerek.

Okur Atay

 Tabii bir de işin öteki yönü var. Edebiyatın bir etkilenmeler zinciri olduğunu düşünürsek, Atay’ın hangi yazarların paltosundan çıktığına da bakmak gerekir. Bu ayrıca önemli bir konudur, çünkü Atay’ın esinlendiği kaynakları hangi estetik düzlem içinde dönüştürerek özgünleştirdiği üzerine çokça yazılmış olduğu halde,  Tutunamayanlar’ın Batı romanlarını taklit edip etmediği bugün de tartışılmaktadır.[1] Atay’ı kullandığı Batılı teknikler yüzünden Türkçe’nin sınırları dışında çıkamayacak bir taklit gibi gören bu düşünceye karşı, onu “bir dünya yazarı” olarak niteleyen Murat Belge’nin şu cümleleri okunabilir: “Oğuz Atay’da dünya edebiyatı etkileri dediğimiz zaman hemen arkasından bence eklenmesi gereken şey, bunların ne kadar özümsenmiş şeyler olduğudur. Hiçbirisi bir mekanik taklit, yüzeysel bir esinlenme falan değildir. (…) Mesela Dostoyevski… Ondan kendisi de bahseder, ne kadar sevdiğini anlatır. Dostoyevski’ye romanın şurası benziyor, diyemem; ama Tutunamayanlar veya öteki kitaplarının içinde Dostoyevski’nin bir yerlerde dolaştığını her zaman hissederim. Belki yeraltından konuşan adamın sesiyle yer yer, zaman zaman. bazen bir Marmeladov olarak, İvan olarak, Engizitör olarak… Dostoyevski orada dolaşır ama romanın içinde o da artık Oğuz Atay’dır, Oğuz Atay’ın Dostoyevski’sidir, ona mal olmuş bir adamdır.”

 Memet Fuat’ın “dünya romanının büyük bir okuru” dediği Atay, kendisini tanıyanları bu yönüyle adeta büyülemiştir. Tutunamayanlar’da “bir roman kahramanı olarak” anlattığı “birinci sınıf okuyucu” dur o. Sadece okumakla kalmaz, sevdiği kitapları, yazarları romanlarına da taşır, onlarla metinlerarasında konuşmayı sürdürür. Neredeyse her satırı göndermelerle dolup taşan kitaplarını bu gözle taradığımda, en çok andığı yazarın Dostoyevski olduğunu, Kafka’nın onu bir sayı farkla izlediğini saptamıştım. Söyleşilerinde de ikisini daima baş köşeye koymuştur:

“Dostoyevski’yi her zaman seviyoruz tabii, büyük ustalarımızdan biri. Buna Stendhal’i, Kafka’yı, Joyce’u, Laclos’yu eklemem gerekir. Bunların dışında, Türkiye’de az okunan İngiliz yazarlarını katacağım. Romanın anavatanı biliyorsunuz İngiltere. Ama bizde en az bilinen romancılık da İngiliz romancılığı. Kadın romancı George Eliot, Henry James ve Joseph Conrad İngiliz romancılığının üç devi. Ve tek romanıyla Emily Bronte’nin ayrı bir önemi var, bence. Almanlardan Günther Grass ile biçim bakımından hayran olduğum Lolita’nın yazarı Vladimir Nabokov’u listeme katmalıyım. (…) Sevdiğim yazarların başında Kafka ve Dostoyevski’yi sayarsam, Tutunamayanlar’ı okuyanlar için şaşırtıcı olmaz herhalde. İnsanı, bu arada Selim Işık’ı yalnız bırakanların dünyasında böyle yazarlara da tutunamazsak, sonumuz ne olur? Gonçarov’un Oblomov’u, bir zamanlar hepimizi çok sarsmıştı. Stendhal, Laclos, George Eliot, Henry James, Melville, Nabokov gibi ustalardan etkilendiğimi sanıyorum. İnsan roman yazmak istediğine bir yazarın dediği gibi, başka romanlara heyecan duyarak kapılıyor. ‘hayatı roman’ olanların yazdığı pek görülmüyor.”

Evet, bu listeye ve Memet Fuad’ın aktardığı şu anekdota bakarsak, Atay’ın paltosu yüzde yüz ithal kumaştandır:

De Yayınevi’nde üstüme üstüme gelen Oğuz Atay’ı hiç unutamam. Nazım Hikmet dışında hiçbir yazarımızın Türk yazını dışında kendine yer bulamayacağını söylüyor, ben direndikçe ad vermemi istiyor, verdiğim her ada karşılık da dünyanın en büyük yazarlarından birkaçını art arda sıralayarak ‘Bunların arasına mı koyacağız?’ diye soruyordu.”

Bununla beraber Oğuz Atay, Türk edebiyatından da birkaç isim saymıştır söyleşilerinde:

Gençliğimde İçimizdeki Şeytan’ı okumuştum. Sabahattin Ali’nin. Doğrusu şimdi yeniden okumaya korkuyorum. Belki o zaman bulduklarımı şimdi bulamam. Yusuf Atılgan da Aylak Adam’ı ile ilgimi çekmişti. Yanık Saraylar’la Saatleri Ayarlama Enstitüsü ilk okuyacağım eserler olacak.”

Atay’ın Türk edebiyatı içinde iki yazarla ilişkisi üzerinde ayrıca durmak gerekir. Bunlardan biri Atılgan, diğeri Tanpınar’dır. Aylak Adam’da geçen “tutamak sorunu” cümlesinin nasıl büyük bir romana dönüştüğünü görünce Atılgan ne düşünmüştür, bilemiyoruz. Belki de bundandır, Tutunamayanlar’ı “ilginizi umarak” notuyla Atılgan’a gönderen Atay kadar, biz de bu ilginin gösterilmemiş olmasına üzülürüz. Atılgan’ın yıllar sonra “Böylesine güzel roman yazan birinin başkalarını da yazacağını, benim yargıma gereksinmiyeceğini düşünmüştüm” demesi bile hafifletmez bunu. Tutunamayanlar’ı o dönemde en iyi anlayacak yazarın sessizliği yaralayıcıdır.

Atılgan’ın Oğuz Atay için konuşmamış olması kadar, Atay’ın da nedense hep çok seveceğini düşündüğüm Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü okumakta gecikmesine, Tanpınar üzerine hemen hiç yazmamış olmasına da üzülürüm. Atay ve Tanpınar’ın sık sık birlikte anılması, birbirine yakıştırılması, Atay’ın Atılgan kadar Tanpınar’la da birlikte düşünülmesi sebepsiz değildir. Tutunamayanlar, Aylak Adam kadar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’yle de kardeştir çünkü, birbirinden habersiz iki kardeş.

Tanpınar, Oğuz Atay’ın 18 eylül 1975 tarihli günlüğünde, “okumaya çalıştığı” yazarlar arasında bir  isim olarak geçer önce; 17 ocak 1976 günü “yapılacak çok iş var” derken okunacak kitaplar listesinde Tanpınar’ınkileri de sayar ama şunu da ekleyerek: “İçim bir şey istemiyor ne var ki. İnsanlarımızın ilgisizliği, uzaklığı da canımı sıkıyor.” Beli ki Tanpınar kitapları, yorgun, bezgin bir dönemine dek düşmüştür Atay’ın. Son defa 30 ocak 1976 tarihli sayfada, Tanpınar için “roman diye bir gerçeği birçok gürültücüden daha çok hissettiği” cümlesini okuruz. O kadar.

Doğu-Batı arasında sıkışmışlığı kendi yordamlarınca ele almaları, bu sıkıntıyı edebiyatlarının temel meselesi yapmaları, Türkiye’nin ruhuyla uğraşmaları, yazar yalnızlıkları, günlüklerinde aynı edebiyat ortamından, aynı nedenlerle şikâyet etmeleri, okurlarına geç ulaşmaları ve birdenbire edebiyatımızın en sevilen birkaç yazarı arasına girmeleri (Notos’un anketinde ilk üç romancıdan ikisi Atay ve Tanpınar’dı) bir yana,  her şeyden önce “iyi okur” olmakla benzerler birbirlerine. Kitaplarında Batı edebiyatının “büyük okuru” olarak gördüğümüz Tanpınar’dan sonra bu anlamda ona bağlanabilecek ilk isim Oğuz Atay’dır diyebilirim. İkisi de okuduğu, etkilendiği yazarları açıkça sayıp döken, romanlarına taşıyan, onlarla didişen yazarlardır.

Aslında burada kalmaz Atay-Tanpınar ilişkisi. Bazı cümlelerde, bazı sahnelerde çok şaşırtıcı bir şekilde konuşurlar da birbirleriyle. Tabii bunları Türkiye’nin ruhunu arayan iki yazarın hoş kesişmeleri olarak görmek de mümkün. Mesela Tanpınar’ın “Bu kan ga­rip bir ha­li­ta idi. Onu, ala­tur­ka mu­si­ki de­dik­le­ri aca­yip tok­mak­la dö­ve dö­ve hazırlamışlar­dı” cümlesi, Oğuz Atay’da “Alyuvarlar, akyuvarlar, bir de alaturkadan mürekkeptir kanımız” şeklinde çıkıverir karşımıza. Günlüğünde “Niçin reşit değiliz?” diye öfkelenen Tanpınar’ı, kendi günlüğünde “Çocuk kalmış bir millet”in özelliklerini sayıp dökerken cevaplar gibidir Atay. Selim ve arkadaşlarının sıkıcı derslere dayanmak için arka sıralarda oynadıkları “vakit geçirme oyunu”nu, daha önce Sahnenin Dışındakiler’de Cemal ve arkadaşlarının yine arka sıralarda sıkıntıdan patlarken “en pratik vakit geçirme çaresi” olarak icad ettiğini farketmek ise iki yazarı da ayrı ayrı seven okurları hiç şaşırtmayacaktır. Kitaplar arasındaki bu yankılanmaları, derinlikli bir incelemede daha da çoğaltmak mümkün.

Zaten edebiyat, yazarların ve  kitapların karşılıklı konuşup durmalarından başka nedir ki! Okur bazen bu sesleri kendi köşesinden usulca dinler, bazen de, Turgut gibi dayanamayıp kaleme sarılıverir. Atay, itiraf etmiştir: “İnsan roman yazmak istediğine bir yazarın dediği gibi, başka romanlara heyecan duyarak kapılıyor, ‘hayatı roman’ olanların yazdığı pek görülmüyor.”[2]

 

 

[1] Enis Batur, Tutunamayanlar’daki Pale Fire (Nabokov) etkisini yeniden gündeme getirdi ve  Atay’a hayranlıkla bağlı olanların bunu görmezden gelmesini  bir “sendrom” olarak niteledi. (Cumhuriyet Kitap, 9 eylül 2010) Batur’un bu yargısı, belki paylaşıldığı, belki de bir sorun olarak görülmediği için, iki kişi hariç, yukarıdaki adı geçen yazarlardan bu konuda hiç ses çıkmadı. Murat Gülsoy, “tek kelimesine bile katılmıyorum” dediği bu yazıyla Batur’un Atay’a  “büyük bir haksızlık” yaptığını söyledi. Ona göre Tutunamayanlar’ı taklit olarak görmek, burada yapılanı farkedememekti, çünkü roman anlamını zaten bu batılı malzemeye borçluydu: “Evet romanın ilk üçte birlik bölümü Solgun Ateş’teki ‘çözümü’ hatırlatır, diğer bölümleri Şato’yu, Ulysses’i, Yeraltından Notlar’ı, başka yapıtları ve eserleri yineler. Hem içerik hem de biçimsel olarak nasıl da Batı’nın kültürel malzemesi ile inşa edilmiş bir kültürel dünyamız ve entelektüel dilimiz olduğunu sergiler romanın bütünü. Bu eklektisizme yenilmek değildir; bu Batı’ya zaten çoktan yenilmiş ve dilini hiç bulamamış bir kültürün samimi hesaplaşmasıdır. Olamamanın itirafıdır. Aynı zamanda bu yinelemeler trajikomik bir durum yaratır, o yüzden de tüm yapıt baştan sona dev bir ironiye dönüşür.” (muratgulsoy @worldpress.com/12 Eylül 2010)

Daha sonra İbrahim Yıldırım, Tutunamayanlar’ın ikinci baskısına övgü dolu bir önsöz yazan Batur’un çıkışını “gecikmiş bir atak” olarak niteledi; hem bu yargısını ortaya koymakta gecikmişti Batur, hem de Atay’ın bu romanla ilişkisi daha önce bazı incelemelerde konu edildiği için, gecikmişti. (Varlık, Ekim 2010)

Aradan sekiz ay geçtikten sonra Enis Batur, ikinci bir yazı yazarak Tutunamayanlar ile  Pale Fare’ı arasındaki “model geçişimi”nin Atay’ın ilk romanını “gölgelediği”ni tekrarladı. Yıldırım’ın “gecikmiş atak” saptamasını çok haklı bulan Batur, bu gecikmeyi  şöyle açıkladı: “Değer verdiğim bir yazarın ölümünün ardından, sıcağı sıcağına bunları yazmayı kendime yakıştıramadım.”  (Cumhuriyet Kitap, 5 Mayıs 2011)

[2] Yazıda geçen alıntıların kaynakları: Oğuz Atay, Günlük, İletişim Yayınları, 1998; Oğuz Atay’a Armağan, İletişim Yayınları, 2007; Oğuz Atay İçin / Bir Sempozyum, İletişim Yayınları, 2009; Kendi Yatağını Çizen Öyküler, Everest, 2004, “Uyanmak İstemediğimiz Bir Rüya: Oğuz Atay”, Radikal Kitap, 14.12.2007; “Oğuz Atay’a  Borçluyuz”, Radikal Kitap, 05.05.2011; F. Özgüven, Radikal, 21.04.2011, Cem Erciyes,Radikal, 24.04.201.

 

“Eski ağza yeni taam…” Alaturkadan alafrangaya Türk romanında sofra

Üzerinde “Potage aux pointes d’aspèrges-Homard a La Bordelaise – Volaille demideuil ve Bœuf froid en gelée” yazan bir liste ile cemaatçi beraberliği sağlamak mümkün değildir.”

Şerif Mardin[1]

Batılılaşma sürecinde “Osmanlı evine giren her yeni nesne ve âdet çeşitli anlam katmanlarından oluşan karmaşık bir sembolik eylemler bütünü olarak görülmelidir.”denir 1880-1940 arasının İstanbul evleri üzerine yapılan bir sosyolojik araştırmada.[2]  Örneğin  ‘çatal’. Batılılaşmanın bütüne değil, parçaya indirgendiği bu süreçte çatal Osmanlı toplumunun genelde ona atafettiği bir anlamın yanı sıra, “belli bir zamanda belli bir evde ona verilen anlamları da taşır.” Bugün soframıza en doğal haliyle yer alan çatalın kendini kabul ettirmesi hiç de kolay olmamıştır. Türk romanındaki alafranga sofralara baktığımızda çatala bu açıdan simgesel bir değer yüklendiğini görürüz. Öyle ki, sadece çatal-bıçak üzerinden bile Osmanlı toplumunun bazı kesimlerinde batılılaşmaya karşı gösterilen tepkinin izini sürmek mümkün. Refik Halid Karay’ın Üç Nesil Üç Hayat kitabından okuyalım:

Masa, sandalye, çatal, tabak, herkese ayrı bardak usulü” II. Abdülhamid devrinde başlamıştı…  Tabii “yer sofrasından hâlâ vaz geçemiyenler, çatala el sürmeyenler henüz pek çok”tu. Yeni yetişenlerden biri sofrada böyle bir “mutaasıp” varsa ve elle yemişse iğrenir, onunla bir daha sofraya oturmak istemezdi.  “Beceriksizliklerinden dolayı çatala bir türlü eli yatmayanlar bütün yemekler için kaşık kullanmak suretiyle iğrenç olmamaya çalıştıkları gibi, bir kısım küçük aileler de çatalla yemek yenilmesi mutat olan büyük evlere gitmeleri icap edince yolda söylenirlerdi: ‘O  cânım yemekleri şöyle oturup da elimizle rahat rahat yiyemiyeceğiz ki… Vallahi hiçbirinin lezzetini alamıyoruz!’ Çatal bunların elinde külçe demir kadar ağırlaşırdı; düşürüp önlerindeki tabağı kırmak korkusiyle de büsbütün acemileşirler, azap çekerlerdi.”[3]

“Tanzimat’tan Sonra Aşırı Batılılaşma” adlı makalesinde, sofradaki batılılaşmanın aileye etkisinden söz eden Şerif Mardin ise “işkence”ye benzetecektir bu süreci: “Bir sini etrafında bağdaş kurup kaşıkla yemek yemek geleneğinin yerini çatal ve tabağın almasına” çalışmak bütün aileyi huzursuz etmiş, yemek saatleri “zevkle beklenen bir şey olmaktan çıkıp, hemen geçip gitmesi arzulanan bir işkence” ye dönmüştür artık.[4]

Evet, çatal’a duyulan tepki, batılılaşma sürecinde alaturka-alafranga ikiliğine yol açan kültürel kırılmanın  ilginç göstergelerinden biri. Bu ikiliği  bir çatışma olarak işleyen Şıpsevdi romanında Hüseyin Rahmi Gürpınar, yemeğin elle yenildiği geleneksel sofraya alışmış insanların çatala duyduğu “tevahhuş ve nefret” ile  batılılaşmanın kes-yapıştır  tarzındaki  ‘parçacı’ uygulamasının abesliğini anlatır.

Geleneksel bir Osmanlı konağının sofrasını zorla alafrangalaştırmaya çalışan Meftun, hem bireysel tercihi hem de kültürel aidiyeti doğrudan yansıtan yemek zevkine yönelik bu yaptırımıyla, batılılaştırma hareketimizin üstten/dayatıcı karakterini temsil eder. Paris’ten döndükten sonra “yaşayışını tamamıyla alafrangalığa dökmek” isteyen Meftun, elindeki Fransızca âdâb-ı muaşeret kitabının rehberliğinde  ailesini “forme” etmeye soyunmuştur. Mutfak, bu amaçla giriştiği büyük savaşın ilk cephesidir. Her gün  ‘tuhaf tuhaf’ malzemeyle ‘garip’ karışımlarla, alışılmadık pişirme yöntemleriyle dolu tarifleri uygulamaya zorlayarak kuzinedeki (mutfağın adını bile değiştirmiştir…) aşçıları dehşete düşürür.  Bu “eziyet”e evin uşağına duyduğu aşk yüzünden katlanan Zarafet’ten önceki bütün aşçılar, peştamalı atıp kaçarlar… Mantar denince bunu şişe tıkacı sanan Zarafet’in pişirdiği yemekler de hiç bir şeye benzemez gerçi. Olsun, Meftun’un ‘kuzine’sine yakıştıramadığı yemeklerin,  “kuskus pilavı, işkembe çorbası, nohutlu yahni, patlıcan dolması, un helvası, bulamaç, pekmezli muhallebi, nazlaç,  piruhi, tatarböreği, boza, tirit, çılbır”  ve büyükannenin çok sevdiği turşu lapasının ayağı sofradan kesilmiştir ya… Bu ‘avam’ yemeklerin yerini “potage aux pointes d’aspèrges” (kuşkonmazlı sebze), “homard a La Bordelaise” (Bordo usulü ıstakoz), “Volaille demi-deuil” (mantar garnitürlü bir yemek), “Bœuf froid en gelée” (Jöleli soğuk sığır eti) alır. Aşçıların kaçma şans vardır ama ev halkı damak zevklerine hiç de uymayan bu yemekleri üstelik çatal-bıçak kullanarak yemek zorundadır. Yemeklerde istediği kıvamı tutturamazsa da çatal-bıçak konusunda asla taviz vermez Meftun. “Eline çatal bıçak almamış bir aileyi alafranganın bütün sıkıcı yükümlülük, bütün zorunlu törenleriyle yemek yemeye alıştırmak”ta kararlıdır. Kesilen etin bir yana, çatal-tabağın bir yana uçtuğu ilk denemeler bile yıldırmaz onu. Nihayet aileden birkaçı masada oturmaya,  “çatal denilen o sivri uçlu demirleri ağıza sokup yemek yemeye” istemeye istemeye alışmış görünür.  Tabii bu kerhen kabul sadece Meftun’un bulunduğu sofralarda geçerlidir. Onun konağa gelmediği gecelerde âdeta bir bayram havasıyla eskiye dönülür, derhal yere bir örtü ve sini koydurulur “Oh, cânım alaturka” diye yemeğe girişilir.[5]

Roman kişilerine genellikle mesafeli duran bir yazardır Hüseyin Rahmi. Bu romandaki sofra savaşında da hem  Meftun’u hem de alışkanlıklarını sürdürmek için çırpınan ev halkına aynı alaycı üslupla anlatır. Hüseyin Rahmi’nin ustası olan ve batılılaşma konusunu romanlarında en sık işlemiş yazarların başında gelen Ahmet Midhat’ın alafranga sofra karşısındaki tutumu ise oldukça şaşırtıcı bir farklılık gösterir. Batılılaşmanın söz konusu olduğu her alanda kendine göre bir denge arayan Ahmet Midhat, ilginçtir ki alaturka sofranın hepten aleyhinde konuşur.  Hatta daha da ileri gidip batılılardan aldığımız en güzel şeyin sofra alışkanlıkları olduğunu bile söyler. Alafrangalığı eleştirdiği romanlarında dahi alafranga sofraların karşısında yer almaz Ahmet Midhat.[6] Onun tepkisi  batılı sofra düzenine değil, bu düzeni Avrupai görgü kuralları içinde işletemeyen bilgisiz alafranga meraklılarınadır. Romanlarındaki alafranga yemek salonları  ile bu hevesli kesimi yetiştirmek peşindedir.

Midhat’ın okurlarını alafranga sofra âdâbına alıştırma çabası, bir babanın dışarıda yerken mahçup olmasınlar diye çocuklarına sofra dersi vermesine benzer.

Avrupa’ca yemek yemesini bilmek insanın mi’yar-ı terbiyesi addolunur. Alafranga usul ile hüsn-i tenavül-i taam bir ince sanattır ki, insan kendi kendisini güzelce alıştıramaz ise pek çok yerlerde âdeta mahçup olur.”[7]  diyen Midhat, okurunu böyle ‘küçültücü’ bir duruma düşmekten kurtarmak için romanlarının etkisine bile güvenmemiş, doğrudan doğruya alafranga yaşama kurallarını belleten bir görgü kitabı da yazmıştır.[8]

Tahmin edilebileceği gibi Ahmet Midhat’ı ayrıntılı bir görgü kitabı yazmaya yönelten “mahcubiyet” endişesi kişisel bir deneyimden kaynaklanır. Kitabını yazdığı tarihten beş yıl önce delege olarak katıldığı  Sekizinci Şarkiyatçılar  Kongresi’nde (Stockholm), özellikle sofra başında oldukça zorlanan, hatta Kral II. Oskar’ın verdiği yemekte “kimi “zaman kusurlu davranışlarda” bulunan Midhat, hemen o gün  bazı deneyimli kişilerden bilgi alarak bu eksikliğini gidermeye çalışır. [9]  Ancak mahcubiyetin acısını unutmamış olmalıdır ki Avrupa Adab-ı Muaşereti –yahut- Alafranga adlı kılavuz kitabında  sofra kurallarına geniş bir yer ayırır. Batılılaşmayla birlikte hayatımıza giren ve özellikle Cumhuriyetin ilk yıllarında iyice yaygınlaşacak olan bu tür kılavuz kitapların ilk örneklerinden diyebileceğimiz kitabında Midhat,  hangi saatte, hangi kıyafetlerle ne yenip içileceği, hangi kurallara uyulacağına kadar alafranganın sofra kültürünü şaşırtıcı ayrıntılarla aktarır. Görgü kitabından bir yıl sonra yayımlayacağı Taaffüf romanında ise bu kuralları bir de uygulamalı olarak gösterecektir.

Avrupa seyahatindeki gözlemlerinin etkisiyle olsa gerek, Ahmet Midhat’ın romanlarında en gelişmiş alafranga ev ve yemek salonunu bu romanda buluruz. Yazarın, geleneksel ile batılı olan arasındaki ideal bileşimini her açıdan temsil eden Seniha ve Rasih çiftinin “görülmeye şâyân” bir evleri vardır. Midhat bu evin yemek salonunu tam üç sayfa boyunca ballandıra ballandıra anlatmakla kalmaz,  hemen ardından, artık neredeyse kendine özgü bir roman tekniği haline getirdiği karşılaştırma yöntemiyle, alaturka sofralardan da söz açar. Böylece batılı sofraları tercih etmekteki haklılığını okura da kabul ettirebilecektir.

Rasih ve Seniha’nın evindeki  yemek salonu üst kattaki büyük salonun altında, geniş bir salondur. Açıldığı zaman yirmi dört kişilik olan uzun bir masası vardır.  Ancak ev halkı dört kişi olduğu için sadece on kişilik bölümü açıktır. Seniha’nın  İstanbul’da yaşayan Mısırlı alafranga hanımları ağırlayabilmesi için bu genişlikte bir masaya ihtiyaç vardır. Sofrada dokuzar mumlu bir çift gümüş şamdan, özel zamanlarda kullanılan gümüş meyvelikler, çiçekler filanlar hakikaten görülecek şeylerdir. Sandalyeler ve masa en iyi meşedendir. Bunlar masa kenarına ve köşelere konmuştur. Bir yemek salonu için lazım olan büfe ve “armuar” dahi görülmeye değer güzelliktedir. “Armuar” yani dolap içinde doğunun değerli fağfurları yanında Sevr ve Saks gibi ünlü Avrupa porselenleri de vardır. Duvarlardaki resimler ise salonun işlevine uygun olarak natürmort denen meyveleri,  çiçekleri ve vurulmuş geyik gibi şeyleri gösterir.

Ahmet Midhat’ın hayranlığını gizlemeden anlattığı bu geniş ve süslü alafranga yemek salonundan hemen sonra çizdiği alaturka sofraya gelince:

Yemek için ayrı bir salon ayrılmadığı için sofra oturulan odaya kurulur.. Kerevetin yüksekliğine göre bir iskemle, onun üzerine sini ve onun da üzerine kaşıklar, ekmekler, nihaleler konur. Bu durumda kerevette oturan nisbeten rahat yerse de karşıda minder üzerinde oturanlar çene hizalarına gelen sorada yemek yemekte çok zorluk çekerler. Ya sonra sofrayı kaldırmak. Sofraya yapılan hücum saldırısıyla darmadağım olmuş sinide ekmek kırıntıları, artık kemikler, kirli kaşıklar filanlar tok karnına hiç de bakılacak, görülecek şeyler değildir. Üstelik bunları bir defada kaldırıp götürmek mümkün olsa cana minnet… Büyük sini o zamanın kapılarından sığmaz ki sofra takımıyla kaldırılıp götürülebilsin. Bir ayvaz gelip bu enkazı birer birer toplayıp elindeki kaplara koyacak, sonra da temizliği su götüren bir paçavra ile siniyi silip nihayet onu bir araba tekerleği gibi yuvarlaya yuvarlaya götürecek. Kısacası hem bir çok hizmet ve zahmet, hem rahatsızlık ve çirkinlik… İşte Ahmet Midhat’ın alaturka sofrada gördüğü. Tabii peşpeşe sunulan bu iki sofra tasvirinden sonra okur da aynı fikirdedir ki eski sofralarımız ile şimdiki alafranga sorfalar arasındaki fark hiç bir şekilde karşılaştırılamayacak kadar büyüktür. “Avrupa’dan ahzettiğimiz ve etmekte olduğumuz şeylerin en müstahseni de hakikaten bu sofralardır.”[10]

 Aslında  Midhat Efendi, ne ev döşemesinde, ne giyim-kuşamda ne de sofra düzeninde  alafrangaya karşıdır. Onu rahatsız eden batılı eşya ve kıyafet değil, bunların kullanılış tarzı, hayata geçirilme biçimidir. Romanlarında idealize ettiği bütün gençlerin evinde bu iki uç, alaturka ve alafranga, dengelenmeye çalışılır. Midhat genel olarak şekilde batıyı, içerikte doğulu bir bileşimin peşinidedir. Söz gelimi Rakım’ın evinde yemek masada yenir, salonu da bir batılı evi gibi döşenmiştir, ama yaşayış biçiminde harem-selamlık usulü korunur. Taaffüf romanında da evin erkeği ve kadını misafirlerini o son derece alafranga döşenmiş yemek salonunda ayrı ayrı ağırlarlar. Bu çizgiyi aşan alafranga aileler,  (Karnaval’da Bahtiyar Paşa ailesi,  Jön Türk’te Kazım Bey ailesi… )  hemen daima romanın sonunda başı belaya uğratılan, yazarca cezalandırılan ailelerdir.

Sofra düzeninde tamamen alafranga kuraların uygulanmasını isteyen Midhat’ın doğu-batı arasındaki bileşim arayışı yemek seçiminde açığa çıkacaktır.  Doğuda yemeklerin lezzetine çok önem verilmiş olduğu halde yeme şekline o derecede özen gösterilmeyişini şaşırtıcı bulan Ahmet Midhat’ı geleneksel sofrada rahatsız eden yemek değil, yenme tarzıdır. Yoksa, Orhan Okay’ın da işaret ettiği gibi, yemek yeme usullerinde batılı alışkanlıkları beğenen Midhat, konu yemeklere, yani içeriğe geldiğinde tamamen alaturkaya bağlıdır.[11]

Türk edebiyatının ilk romanlarının verildiği Tanzimat döneminde batılılaşmanın toplumsal yaşayışa yansıması bir problem olarak ele alınırken  yazarların hedefi alafranga değil, ölçüsü, ayarı kaçmış batılılıktır daha çok. Nitekim ne dönemin alafranga konusunu işleyen en ilginç romanlarından olan Araba Sevdası’nda ne de, batılı yaşam biçimini İstanbul’a ilk tanıtan Mısırlı ailelerden birinin konağında geçen Sergüzeşt’te alafranga sofralar aleyhine konuşulmaz. Özümsenmemiş, şekilde kalmış gösteriş nesnesine dönüşmüş bir batılılığı temsil eden Bihruz’un Çamlıca’daki  köşkünde bir “sal a manje” vardır. Büfesi, masa ve sandalyeleriyle tam alafrangadır bu yemek salonu. Sofrada Bordo şarabı içilir, alafranga yemekler yenir. Fransızca dersine geldiği akşamlar hocası Mösyö Piyer’le Bihruz bu sofrada uzun uzun sohbet ederler. Yemekte sohbet etmek  batılı bir sofra alışkanlığıdır. Ancak uyanık bir batılıyı temsil eden Mösyö Piyer konuyu toplumsal konulara, gündelik politikaya çekmek istedikçe, hayalperest aşık Bihruz kadınlardan ve aşktan konuşmak ister. Yani şekil ve içerik arasındaki çatışma gene karşımızdadır. Alafranga kurallara göre yiyip içse de bir batılınınki gibi hayata ve kendine dikkat eden zihin yapısı yoktur Bihruz’un.

Batılılaşmanın her alanda ivmeli bir hızla yayıldığı yüzyılın sonuna doğru Türk edebiyatına hakim olan Servet-i Fünuncuların romanlarında bu konu merkezden   uzaklaşmıştır. Bu dönemin romanında çatışmayı sağlayan unsur, kültürel olmaktan çok bireyseldir artık. Alafranga döşenmiş evler, roman kişilerinin en doğal halleriyle  yaşadıkları mekanlar olarak anlatılır. Söz gelimi Aşk-ı Memnu romanında  Adnan Bey’in evi  ve ağır eşyalarla döşeli yemek salonu, geleneksel bir Türk evinde çalışma heyecanıyla İstanbul’a gelen Fransız mürebbiyeyi hayal kırıklığına uğratacak kadar batılıdır. Daha çok ev içlerinin anlatıldığı Servet-i Fünun romanında sofra da bir kültür çatışması olmaktan çıkmış,  yemeğin ağır ağır ve sohbet eşliğinde yendiği, kişilerinin iç dünyaların çözümlenmesine, birbirleriyle ilişkilerini yansıtılmasına imkan sunan  bir alan işlevi yüklenmiştir.  Öyle ki Ahmet Midhat ve alafranga eleştirisinde onu izleyen Hüseyin Rahmi’nin romanlarında bir çatışma unsuru olan ‘geleneksel kaşık’, bu dönem romanında sofraya hakim olmuş kültürün hoşgörüsü içinde kabul görür. Evini Avrupa’dan getirttiği dergilerdeki gibi döşeyen Ömer Behiç, şık sofrasının üslubunu bozsa bile, çatal kullanamayan emektar Andelip Bacı’nın ‘sedefli boynuzlu kaşığı’na “hoş bir süs” olarak izin verir.[12]

Türk romanında alafranga sofranın en uç örneğini ise Üç İstanbul’da çıkar karşımıza. Servet-i Fünun romanlarında gördüğümüz yemek odalarını küçük burjuva olarak aşağılayan Hidayet’e göre yemek odası asla yemek odasına benzememelidir. “Büfeyi Avrupa’da küçük burjuva kullanır; büfeye yüksek asalet tahammül etmez; yemek salonu büfesiz, loş, bitaraf bir oda olacaktır.” Hidayet’in yemek odasında  dolap olarak İspanya papazlarının ayin cübbelerini koydukları siyah kilise dolapları, duvarda Celadon ( Mertebani denmesine kızar Hidayet) tabaklar, Fransız Goblen halısı vardır. Üzerinde Fransız gümüşünden altı büyük şamdanın bulunduğu uzun yemek masasını Cordoue derisi kaplı İspanyol koltuklar çevreler. Akşam yemekleri mutlaka mum ışığında yenir. Uşakların frakları salonun karanlığında kaybolurken beyaz kolalı gömlekleri ağır ağır kımıldar…  Hidayet batılı sofra geleneklerini batıl inancına kadar benimsemiştir. Yemek masasında on üç kişi bulunmasından ürker örneğin. Gerçi mobilyası, döşeme anlayışı değişmiştir ama, yemek salonu hâlâ bir kültürün göstergesi hem de çok kuvvetli bir göstergesidir bu romanda da. Kuşkonmaz çorbası ikram edilen misafirler yemeğin ve eşyanın değerini, daha doğrusu Hidayet’in ne kadar Avrupai olduğunu takdir edemeyecek kadar ‘görgüsüz’ çıkarlarsa bir daha davet edilmezler. Ancak, Üç İstanbul romanındaki sofraların asıl önemi,  iktidar oyunlarının kurgulandığı birer siyasi güç arenası olmalarıdır. Nitekim romanda iktidarın el değiştirme süreci de masanın başında duran kişinin değişmesiyle verilir. [13]

Cumhuriyet sonrasına gelindiğinde  alaturka-alafranga ikiliği daha çok ‘asri’ (modern, Avrupai) ve ‘ilkel’ (yerli, geleneksel) sözcükleriyle karşılanan bir çatışmaya dönüşmüştür. Bu bağlamda sofranın modern ve geleneksel yaşayış tarzı arasındaki gerilimini yansıtan bir simge olarak kullanıldığı en dikkat çekici örnek Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Ankara romanıdır.

İstanbul’un konak çevresinden gelen Selma, romanın birinci bölümünde özenle hazırladığı sofra ile hem hem Ankara’nın üst sınıfını temsil etse bile ona göre yeterince medenileşmemiş olan mebus Murat Bey ailesine, hem de şehrin yerlisini temsil eden  eşraf Ömer Efendi ailesine, muazzam  bir medeniyet/görgü dersi vermek peşindedir.

İşlemeli keten sofra takımlar, çini tabaklar, billur bardaklar, yelpaze şeklinde devşirip aralarına birer dilim ekmek sıkıştırılmış peçeteler, Degusiche’tan alınmış gümüş çatal ve bıçaklar ve örtüye serpiştirilmiş yaban gülleriyle süslü bu sofra karşısında misafirlerinin “afallamasını” bir zafer duygusuyla seyreder Selma. Taşralı Murat Bey ve ailesi İstanbullu kadın tarafından ayıplanma endişesi içinde sofrayı övüp övmemeye bile karar veremezler. Ancak onların şaşkınlığı sofrayı ve misafirleri pencereden gizli gizli seyreden Ömer Efendi’nin karısı ve kız kardeşinin şaşkınlığı yanında hiç kalır tabii.  Bu insanlara “medeniyet getirdiğini” düşünen Selma’nın da asıl hedefi bu ailedir aslında. Sofrasının onlarda yaratacağı etkiyi zevkle düşünür:

Kimbilir ne yakası açılmadık sözler söyleyecektir ve benim hakkında kimbilir neler düşünecektir. Öyle ya, sağımda bir yabancı erkek, solumda bir yabancı erkek ve Nazif, iki yabancı kadın arasında sımsıkı oturmuşuz, bir şeyler yiyor, bir şeyler içiyoruz, gülüşüp konuşuyoruz. Onlara göre, gerçekten tuhaf bir manzara”[14]

Bu tuhaf manzara, Ankara’nın başkent oluşundan sonra toplumsal değişim projesinin en önemli alanlarından biri olan “modern ev” anlayışı yaygınlaştıkça olağanlaşacaktır elbette. Tanpınar’ın romanımızın ilk burjuva ev sahibi dediği Rakım’dan beri özenle kurulan, Selma’nın son rötuşunu yaptığı alafranga sofralar, masa ve sandalyeleri, çatal-bıçak takımlarıyla  yemek odaları, Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren toplumsal yaşayışın bir parçası olacak kadar yaygınlaşır ve kabul görür.

[1] Şerif Mardin, Tanzimat’tan Sonra Aşırı Batılılaşma”, Türk Modernleşmesi, İletişim Yayınları, 2002, s.65.

[2] Alen Duben-Cem Behar, İstanbul Haneleri, İletişim Yayınları, 1998, s.222-223.

[3] Refik Halid Karay, Üç Nesil, Üç Hayat, İnkılap Kitabevi, 1996, s. 65.

[4] Mardin, s.65.

[5] Hüseyin Rahmi Gürpınar, Şıpsevdi, Özgür Yayınları, 2003, s. 71-72.

[6] Orhan Okay,Batı Medeniyeti Karşısında Ahmet Midhat Efendi, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1991, s.129.

[7] Ahmet Midhat, Avrupa Adab-ı Muaşereti –yahut- Alafranga (Yayına hazırlayanlar: İ. Doğan, A. Gurbetoğlu), Akçağ Yayınları, 2001, s.108.

[8] Ahmet Midhat’ın bir doğulunun alafranga sofradaki acemiliklerinin ‘mahçup edici’ bulunmasına karşın, aynı acemiliği alaturka sofra başında gösteren batılıları sadece insanı “gülmekten çatlatacak kadar komik” bulması ise dikkat çekicidir. Felatun Bey ve Rakım Efendi romanındaki İngiliz ailenin alaturka sofra başındaki beceriksizlikleri sadece Rakım’ı değil, kendilerini bile güldürür. Ne de olsa  “medeni” olduklarını kanıtlamak için değil,  hoş, eğlenceli bir deneyim için oturdukları bir sofradır bu.

[9] Baki Asiltürk, Osmanlı Seyyahlarının Gözüyle Avrupa, Kaknüs Yayınları, 2000, s.500.

[10] Ahmet Midhat, Taaffüf, (Yayına hazırlayan: A.Ş. Çoruk), Türk Dil Kurumu Yayınları, 2000,  s.151.

[11] Okay, s.130.

[12] Halid Ziya, Kırık Hayatlar, Hilmi Kitabevi, 2944, s. 184.

[13] Mithat Cemal, Üç İstanbul, Sander Yayınları, 1976, s. 97-98.

[14] Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ankara, Remzi Kitabevi, 1972, s.54.

 

Kitap-lık, (Edebiyatımızda Yeme-İçme),   sayı 78, Aralık 2004.

Tanpınar Kime Mektup Yazdı?

 

Tanpınar’ın o ünlü “Antalyalı Genç Kıza Mektub”unu bir kıza mı yoksa delikanlıya mı gönderildiği konusunda küçük bir tartışma yaşandığından belki çok kimsenin haberi yoktur. Gerçi böyle bir tartışmaya lüzum var mıydı diye de düşünülebilir. Sonuçta Tanpınar bu mektubu poetikasını ortaya koymak için bir vesile olarak görmüş  ve bunu Antalyalı bir gence hitaben yapmıştır; biz Tanpınar okurları için bu kadarı yeterlidir. Ancak mademki mektubun muhatabının kim olduğu üzerinde, daha doğrusu kız mı erkek mi olduğu etrafında bir tartışma çıkmış ve mademki bu sorunu çözebilecek bir delile ulaşılmıştır, konuyu tekrar gündeme getirmekten başka çare kalmıyor.

Önce şöyle bir hatırlayalım:

Tanpınar’ın literatüre “Antalyalı Genç Kıza Mektup” başlığıyla geçen mektubundan ilk söz eden, fakültede asistanlığını da yapmış olan Prof. Dr. Ömer Faruk Akün’dür. Tanpınar’ın ölümünün hemen ardından yayımladığı biyografi yazısında, kaynaklarından biri olarak “1961 yılında Antalya lisesinden bir kız öğrencinin, hayat ve sanatı hakkında sorduklarına cevab olarak yazdığı mektub” u  gösterir (TDED, XII, Aralık 1962).

Bir yıl sonra, yine Tanpınar’ın asistanı olan Prof. Dr. Mehmet Kaplan, bu defa mektubun metnini hocası için yazdığı bir kitapta (Tanpınar’ın Şiir Dünyası, İstanbul 1963) yayımlar. Kitabın önsözünden öğrendiğimize göre, mektubun müsveddesi kardeşi Kenan Tanpınar tarafından yazarın terekesinde bulunmuş ve Kaplan’a verilmiştir. Buraya kadar Akün’ün biyografiyi yazarken mektuptan yararlandığını ama metni ilk kez Kaplan’ın yayımladığını söyleyebiliriz. Mektuba “Antalyalı Genç Kıza” başlığını koyan da Mehmet Kaplan’dır.

Altı yıl sonra, bu defa Kaplan’ın asistanı Prof. Dr. Zeynep Kerman tarafından  mektubun eksik olduğu ortaya çıkarılır. Kerman, Tanpınar’ın mektuplarını derlerken, Tarık Temel, kendisine söz konusu mektubun  el yazısı nüshasını vermiştir. Bu mektup Kaplan’ın kitabında yer alandan daha uzundur.  Kerman mektubu ilk kez Edebiyat Üzerine Makaleler (İstanbul, 1969) kitabında yayımlar. Kerman’dan öğrendiğimize göre “mektubun biri daktilo edilmiş, ötekisi Tanpınar’ın el yazısı ile iki redaksiyonu vardır. Profesör Dr. Mehmet Kaplan, Tanpınar’ın Şiir Dünyası’nda daktilo edilmiş redaksiyonu neşretmiştir. Tanpınar’ın yakın arkadaşı Dr. Tarık Temel’in lutfetmiş olduğu mektup, esas nüsha(dır)”.

Mektubun neden Tarık Temel’de olduğu belli değildir. Ancak içeriğini göz önüne alırsak, Tanpınar’ın bu mektubu sadece kendisini merak eden bir liseli gence yazmadığı ortadadır. Tanpınar mektubu bir poetik metin olarak kurgulamıştır. Tarık Temel’de olması, Tanpınar’ın belki de bu metnin birkaç kopyasını çıkarıp yakın çevresine dağıttığını düşündürüyor.

Eldeki iki mektup örneği karşılaştırıldığında, Tanpınar’ın yazdıkları üzerinde ciddi bir çalışma yaptığı, bazı paragrafları genişlettiği, cümleleri yeni söyleyiş biçimleriyle düzenlediği görülmektedir. Hiç şüphe yok ki Tanpınar bu mektubu kaleme alırken biyografisini ve sanat anlayışını en özlü şekilde edebiyat tarihine bırakacağı bir metin kurma çabasındadır. Mektubun bu açıdan taşıdığı değer konusunda bütün eleştirmenler ve edebiyat tarihçileri  hemfikirdir. Gelgelelim bunun bir genç kıza mı, delikanlıya mı yazıldığı konusunda -özellikle Tanpınar’ın yakın çevresinde bulunmuş kişiler arasında- görüş ayrılığı vardır.

Mektubun yazıldığı günlerde Tanpınar’ın asistanlığını yapan Turan Alptekin, hocasını anlatmak için yazdığı Bir Kültür Bir İnsan adlı kitabında bu mektubun yanlış bir başlık taşıdığını, aslında bir delikanlıya yazıldığını ileri sürer. Alptekin’e göre “…Antalya’dan bir lise öğrencisinin talebi üzerine, kendisini anlatan mektup – bu mektubun, bir genç kız imajına bağlanması, içeriğinden de anlaşılacağı üzere yanlış bir yorumlamadır” (İstanbul, 1975). Bu itiraz, Tanpınar hakkındaki sohbetlerde ara ara dillendirilse de fazlaca üzerinde durulmaz. Alptekin, 2000 yılında Kitap-lık dergisinde yayımlanan bir söyleşide iddiasını tekrarlar:

Tanpınar, ölmeden kısa bir süre önce, Antalyalı bir genç, bir lise öğrencisi, Tanpınar’a bir mektup yazdı. Tanpınar da bu gence çok zarif bir mektupla cevap verdi. Ölümünden önce bu mektup masanın üzerindeydi. Gönderen gencin adresi de masanın üzerindeydi. Ölümünden sonra ben bunu Kenan Tanpınar’a teslim ettim, bütün eserleriyle, her şeyiyle birlikte. Kenan Tanpınar da Prof. Dr. Mehmet Kaplan’a vermiş. Kaplan Bey, kitabının sonuna Antalyalı gencin mektubunu ve cevabını ‘Bir Genç Kıza Mektup’ diye aldı ve öylece bir hatadır gidiyor. Genç kız değildir, hayır, genç bir lise öğrencisidir, erkektir. ‘Sizde’ diyor, ‘kendi gençliğimi görüyorum.’ Genç kız olsa bunları yazmaz. Üstelik ben de hatırlıyorum. Genç bir kız değildi. (… ) Erkek öğrenci. Mektubu hatırlıyorum. Ben yazdım, ben daktilo ettim. Adresini de Kenan Beye teslim ettim. ‘Şimdi size bakarken kendimi görüyorum’ diyor zaten. Olacak şey mi? Bir kız öğrenciye bunu der mi?” (Kitap-lık, sayı 40, Mart-Nisan 2000)

Bundan üç yıl sonra, Tanpınar üzerine bir başka tartışmaya cevap verirken mektuptaki cinsiyet meselesine tekrar değinecektir Alptekin (“Ahmet Hamdi Tanpınar Hakkında Bir Tartışmaya Son Nokta” Hürriyet Gösteri, sayı 253, Masım 2003).

Kitap-lık’taki söyleşiyi kaynak gösteren bir gazete yazısı cinsiyet konusunu daha geniş kitlelere taşırsa da (M. Armağan, “Tanpınar’ın Mektubundaki Cinsiyet Hatası”, Zaman, 21 Nisan 2000) bu mesele sadece Mustafa Kurt’un ilgisini çekmiş gibidir. “Muhatabını Arayan Bir Mektup” (Hece, 52, Nisan 2001) başlıklı yazısında Kurt, mektubun bir lise öğrencisini aşan içeriğine değinir ve böyle bir hareket noktası olsa bile, Tanpınar’ın mektubu geniş okur kesimini hedefleyerek kaleme aldığını söyler. Mektup, kime yazıldığını önemsizleştirecek kadar değerli bilgiler içermektedir.

Tanpınar’ın mektubunda aslında bir delikanlıya seslendiği görüşü taraftar bulmamış olmalı ki bu süreçte yayımcıları “genç kıza…” başlığını kullanmayı sürdürürler. Ve nihayet 2007 yılında bir dergide “Antalyalı Genç Kız”ın bulunduğu müjdelenir. Antalya Lisesi 1961-62, Edebiyat A şubesinden Gönül Tecim, öğretmenleri Mehmet Özkaynak’ın verdiği ödev için Tanpınar’a bir mektup göndermiş, ondan kendisini tanıtmasını rica etmiştir. Tecim’le yapılan söyleşiden öğrendiğimize göre, 1961 sonbaharında yazdığı mektuba gelen cevap sınıfta da okunmuştur (Milliyet Sanat, Temmuz 2007).  Kısacası, bu haberle muhatabın cinsiyeti tartışmasına kesin bir nokta konmuş olur.

Gelelim benim bu yazıyı neden kaleme aldığıma…

Kültür Bakanlığı’nın siparişi üzerine Prof. Dr. Abdullah Uçman’la birlikte bir Tanpınar kitabı hazırlarken yazarın arşivini tekrar karıştırmak istemiştim. Aradığım başka bir mektuptu,[1] ama karşıma Antalyalı bir gencin mektubu çıkmıştı.[2] Tanpınar’a kendisini tanıtması ricasıyla gönderilmiş bir mektuba alınmış cevab için teşekkür maksadıyla yazılmıştı. 29 Aralık 1961 tarihli bu mektup ile Tanpınar’ın mektubu karşılaştırıldığında, “Antalyalı Genç Kız” mektubundaki muhatabının Antalya Lisesi, VI Edebiyat C şubesinden Mustafa Erol olduğu kesin olarak ortaya çıkıyordu.  Kıscacası  Gönül Tecim meselesi de Antalyalı “genç kız” konusu da bu noktada yeniden karmaşık bir hal alıyordu.

Gönül Tecim kendisiyle yapılan konuşmada, mektup yazmadan önce Tanpınar’ı tanıdığını, hatta Huzur adlı romanını okuduğunu söyler. Mektubunun girişinde kendisinden söz ettiğini de ekler. Yani bu mektupta yazarına Huzur’u okuduğunu söylememesi olası görünmüyor. Bu yüzden, Tanpınar’ın mektubunda “…eserimle temasınız var mı? Buralarını bilmiyorum” cümlesi dikkate alınmalıdır. Öte yandan, Tecim’in, “Tanpınar’ın ‘mesut ve çalışkan olunuz yavrum’ duası bana hep geçti” demesi de önemlidir. Tecim, Tanpınar’ın mektubunu saklayıp saklamadığını bilmiyoruz. Saklasaydı, röportajda bu konunun da dile getirilmesi, en azından bu çok önemli belgenin yazıyla birlikte kullanılması beklenirdi. Acaba Gönül Tecim, Tanpınar’ın yayımlanmış mektubunu kendisine gönderilmiş olduğunu söylediği mektupla karıştırmış olabilir mi?[3]

Mektubun kime yazıldığı konusu Tanpınar’ın günlüklerini yayımlayan Prof. Dr. İnci Enginün ile Prof. Dr. Zeynep Kerman’ı da meşgul etmiştir. Tanpınar’ın 1 Ocak 1961’deki günlüğünde yer aldan “…küçük bir kızdan  bir çeşit provakasyon mektubu aldım” cümlesi Enginün-Kerman tarafından mektubun bir kıza yazıldığına dair delil olarak gösterilir. Böylece “Turan Alptekin’in yaptığı yorumun yanlışlığı”nın bu cümleyle açığa çıktığı söylenir (Günlüklerin Işığında Tanpınar’la Başbaşa, 2007). Kitabın açıklayıcı dipnotlarında Gönül Tecim’le yapılan söyleşiden söz edilmez ama, Tecim mektubunu 1961 sonbaharında gönderdiğine göre,  Tanpınar’ın 1 Ocak 1961 tarihinde sözünü ettiği genç kızın en azından o olmadığı ortadadır.

Mustafa Erol’un mektubu ise 29 Aralık 1961 tarihini taşıyor. Buna göre her ikisi de aynı dönemde Tanpınar’a başvurmuş görünüyorlar. Okulların sonbahar döneminde açıldığı düşünülürse, Tanpınar bu mektubu 1961 yılının son üç-dört ayı içinde kaleme almış olmalıdır.

Başka ve çok zayıf bir ihtimal, Tanpınar’ın mektubu her  ikisine de aynı tarihlerde göndermesidir. Ancak bu durumda da aynı yıl, aynı lisede belki de karşılıklı sınıflarda okuyan iki öğrencinin aynı yazardan aynı mektubu almış olması gibi tuhaf bir sonuçla karşı karşıya kalıyoruz.

Tabii iş bu kadarla da bitmiyor. Durumun ilginçliğini arttıran, Tanpınar arşivinde Antalya’dan gönderilmiş bir başka mektubun daha olmasıdır. Antalya Lisesi VI Ed. C şubesinden Vural Akkaya da “Bay Ahmet Hamdi Tanpınar”dan kendisini tanıtan bir mektup göndermesini rica etmiştir.  Gelgelelim bu mektup 28 Ekim 1960 tarihini, yani bir yıl öncesinin tarihini taşır.

Sonuç olarak, ortada Antalya’dan iki erkek öğrencinin birer yıl arayla Tanpınar’a yazdığı mektuplar, cevabın kendisine gönderildiğini “söyleyen” bir kız öğrenci, Günlük’ün 1 Ocak 1961 tarihli sayfasında adı geçen bir başka kız ve Tanpınar’ın cevabı vardır.

Gönül Tecim’e gönderilen neydi? Vural Akkaya’ya cevap verildi mi? Günlükte sözü edilen kız Antalyalı mıydı? Buraları çok açık değil, ama şimdilik somut olarak kanıtlayabildiğimiz şudur:  Tanpınar, söz konusu mektubunu Mustafa Erol’a göndermiştir. Mektup sınıfta okunmuş ve karşılığında bir teşekkür mektubu kaleme alınmıştır. Bunun en ciddi ipucu ise, Tanpınar’ın “Bana vaktiyle olduğum genç adamı hatırlattınız. Arkadaşlarınıza ve hocanıza selam ve dostluklarımı, başarı dileklerimi söyleyin. Alakanıza minnettarım. Mesut ve çalışkan olun, aziz yavrum,” cümlesinin Mustafa Erol’un teşekkür mektubunda şöyle karşılık bulmasıdır: “…akadaşlarıma ve hocalarıma selam ve dostluklarınızı, başarı dileklerinizi söyledim. Bütün hepsi memnun oldular ve teşekkür ettiler.”

Muhterem Efendim,

Kıymetli mektubunuzu aldım. Bilseniz ne kadar sevindim.

Her şeyden önce –büyük bir vazife telâkki ettiğim için– bütün arkadaşlarıma ve hocalarıma selam ve dostluklarınız, başarı dileklerinizi söyledim. Bütün hepsi memnun oldular ve teşekkür ettiler.

Göndermiş olduğunuz kıymetli mektubunuz sayesindedir ki, hayatınız ve şairliğiniz hakkında geniş bilgiye sahip oldum. Bilhassa bu hususta arkadaşlarıma geniş bilgi vermeye çalıştım, bunda da muvaffak oldum herhalde.

Eserlerinizden, bazı şiirlerinizi okudum. Bunların hakikaten bünyesinde; rüyanın duygusunu, musikiyi, formu ve kafiyeyi taşıdığını görüp anladım. Huzur romanınızı ve Yaz Yağmuru hikâyenizi de okudum. Hakikaten Huzur romanınız –sizin de işaret ettiğiniz gibi- çözülmesi gereken bağları ihtiva ediyor. Okurken mümkün mertebe anlamaya çalıştım. Aynı zamanda arkadaşlarıma da tanıttım.

Bu hususta benimle meşgul olduğunuz ve alâkalandığınız için çok çok teşekkürlerimi sunarım. Ve yeni yılınız için mesut günler dilerim.”

Antalya Lisesi

Mustafa Erol

VI Ed. C, No: 665

 

[1] Huzur romanında Suat, intihar etmeden önce Mümtaz’a bir mektup yazar. Romanda bu mektubun sadece  birkaç cümlesini okuyabiliriz. Tanpınar’ın arşivinde “Suat’ın Mektubu” adlı bir mektup taslağı vardır. Birkaç karalanmış satırla yarım bırakılmış bu mektup, Huzur’daki mektup için bir müsvedde değilse, romanın devamı  için bir çalışma olmalıdır. Çünkü Tanpınar, bir söyleşisinde, “…Huzur’un öbür kısmını nerşedeceğim, yani Suad’ın mektubunu. Küçük bir eser, okuyucu, orada Mümtaz’ın  meselelerini daha başka bir planda görecektir” diyor(Kitaplar, sayı 2, 1950). Arşivdeki  mektup taslağı  A. H. Tanpınar  kitabının 165. sayfasında yayımlanmıştır (Kültür Bakanlığı, 2010).

[2] Bu mektup, 1-2 Kasım 2010 Tarihlerinde MSGSÜ’de düzenlenen Tanpınar sempozyumu için hazırladığım  “Dünyam” adlı tek sayılık dergide yayımlanmıştır.

[3] Bu yazıyı kaleme alıp Kitap-lık dergisine yolladıktan bir hafta sonra,  posta kutumdan Antalya’dan gönderilmiş bir dergi çıktı. İyi ki sonra okurum diye bir tarafa bırakmadan şöyle bir karıştırmışım. Derginin içindeki notta, sayfa 16’daki   “Antalyalı Genç Erkeğe Mektup” adlı yazının ilgimi çekeceğini söyleniyordu.  Gerçekten de çok ilginç bilgiler içeriyordu bu yazı. Derginin sahibi de olan Mustafa Akbaba, Selim İleri’nin 20 Kasım 2010 tarihli Zaman gazetesindeki yazısı üzerine  haberdar olduğu mektup hakkında Antalya’da bir araştırma yapmış ve şu sonuçlara ulaşmıştı. Yazısından kısaltarak aktarıyorum: “… Nevzuhur dergisi olarak, ‘Acaba Tanpınar’ın yazdığı mektubun orijinaline ulaşabilir miyiz?’ diye bu işin üzerine eğildik. İlk iş olarak Antalya Lisesi’ne gidip kayıtlardan Mustafa Erol’un bilgilerine ulaşmaya çalıştık. Numarası: 663 (S.İleri’nin yazısında 665 yazıyor), doğumu: 1942, baba adı: İbrahim, Mezun olduğu öğretim yılı: 1961-1962, adresi: Manavgat/Taşağıl. İkinci aşama olarak Manavgat Taşağıl’a gittik. Orada görüştüğümüz kimselerden Antalya’da yaşadıklarını ama kendisinin vefat etmiş olduğunu öğrendik. (…) Aile, konuya çok sıcak yaklaştı. Bütün gayretleriyle merhumdan kalan dosyaları, kütüphanesinde bulunan kitapların sayfa aralarını tek tek aradılar. Mustafa Erol, çok sistemli yaşayan, birçok şeye değer veren ve saklayan birisi olduğu için terekesi arasında mektup, resim, vesika, yazdıkları şeyler mevcut ama maalesef Tanpınar’ın yazdığı mektup yok. Merhum Mustafa Bey, geçmiş yıllarda eşi Dudu Erol Hanımefendiye şöyle söylemiş: ‘Üniversiteye gitmeden önce kitaplarımı ve değerli belgelerimi evde bir sandığa koymuştum. Ben yokken ağabeyim onları önemsiz şeyler diye yakmış. Halbuki onlar benim için çok kıymetli idi…’ Büyük bir ihtimalle Tanpınar’ın mektubu da o yananlar arasında duman olup göğe yükseldi.”

Mustafa Akbaba bununla  yetinmemiş, daha önce basında Gönül Tecim meselesini kaleme alan  Antalyalı araştırmacı Hüseyin Çimrin’e de ulaşmış.  Yazının asıl ilginç yeri de burası zaten. M. Akbaba’nın yazısından okuyalım: “Açığa çıkan bu bilgiler, Hüseyin Çimrin’in tespitlerine uymuyordu. Bunun üzerine Hüseyin Çimrin Bey ile yapmış olduğum telefon konuşmasında, bu ödevin değişik yıllarda değişik öğrencilere verilmiş olduğunu, dolayısıyla birden fazla mektup olabileceğini, gazetede yazdığı bilgiyi Havva Gönül Tecim’in sınıf arkadaşlarından aldığını ve buna istinaden yayınladığını söyledi. Daha sonra Havva Gönül Tecim ile görüştüğünde ise kendisinin konuyu tam hatırlayamadığını da sözlerine ekledi. Havva Gönül Tecim’e böyle bir mektup gelmiş olsaydı her halde kolay kolay unutmazdı.”

Yine M. Akbaba’nın yazısından öğrendiğimize göre,  H. Çimrin, Milliyet Sanat dergisinde Gönül Tecim ile söyleşi yapmadan bir yıl önce, Sabah gazetesinin Akdeniz ilavesinde (13 Mayıs 2006) bu konuyla ilgili bir yazı yayımlamış.

Yaptığı araştırmayla mektup meselesini daha da aydınlatan ve Nevzuhur dergisinin Ocak 2011 sayısını tam zamanında bana ulaştıran Mustafa Akbaba’ya çok  teşekkür ederim.

 

 

Kitap-lık, sayı 147, Mart 2011